16 Haziran 2009 Salı

Uçak kazasıyla ilgili yeni gelişme

Kamu davası açıldı...

17.06.2009 00:14
Isparta'da, 30 Kasım 2007'de 57 kişinin ölümüyle sonuçlanan uçak kazasıyla ilgili kamu davası açıldı.

AA muhabirinin aldığı bilgilere göre, 1.5 yılı aşkın süredir dosya üzerinde çalışma yürüten Keçiborlu Cumhuriyet Başsavcılığı, delil toplama ve inceleme sürecini tamamlayarak sorumlular hakkında Ağır Ceza Mahkemesinde kamu davası açtı.

World Focus Hava Yollarında görev yapan bazı üst düzey ve teknik personelden oluşan 10 kişinin yargılanacağı davanın ilk duruşması, 28 Temmuzda yapılacak. Isparta Ağır Ceza Mahkemesinde görülecek davada, World Focus Hava Yolları Genel Müdürü Aydın Kızıltan, Eğitim Müdürü Faruk Çağımnı, Teknik Başkan İsmail Taşdelen, pilot ve teknik personelden Yavuz Yaşar, Sinan Sevinç, Fikri Zafer Dinçer, Şahin Tufan, Reşat Atalay, Fevzi Yavuz ve Necati Küçük yargılanacak.

Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanacak 10 kişi hakkında ''Taksirle birden fazla kişinin ölümüne neden olma'' suçundan cezalandırılmaları talebiyle fezleke tanzim edilmişti.

Keçiborlu Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen incelemede daha önce uçağı kiralayan Atlasjet Firması hakkında, ''Kovuşturmaya gerek yok'' kararı çıkmıştı. Bunun üzerine kazada hayatını kaybedenlerin yakınları, Burdur Cumhuriyet Başsavcılığına itirazda bulunmuşlardı. Burdur Cumhuriyet Başsavcılığı, ailelerin itirazını kabul etmemiş ve Atlasjet Firması yetkilileri hakkında işlem yapılmamıştı.

Kaza ile ilgili soruşturma kapsamına alınan Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü (SHGM) yetkilileri hakkında ise Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma başlatıldığı ve Ankara'da yapılan değerlendirmenin ardından SHGM yetkilileri ile ilgili açılacak davanın da Ankara'da görüleceği belirtildi.

Atlasjet Firmasının, World Focus Hava Yollarından kiraladığı MD-83 tipi yolcu uçağı 30 Kasım 2007 tarihinde sabaha karşı Isparta'nın Keçiborlu ilçesi yakınlarındaki Türbetepe mevkisinde düşmüş, kazada 7'si mürettebat 57 kişi hayatını kaybetmişti.

AA

Cumhurbaşkanı Gül 'mayın yasası'nı onayladı

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Türkiye-Suriye sınırı boyunca yapılacak mayın temizleme faaliyetlerine ilişkin kanunu onayladı.

17.06.2009 00:10
Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi'nden yapılan yazılı açıklamada, 5903 sayılı ''Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile Suriye Arap Cumhuriyeti Devleti Arasındaki Kara Sınırı Boyunca Yapılacak Mayın Temizleme Faaliyetleri ile İhale İşlemleri Hakkında Kanun'' ile 5902 sayılı ''Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkındaki Kanun'' yayımlanmak üzere Başbakanlığa gönderildi.

''Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile Suriye Arap Cumhuriyeti Devleti Arasındaki Kara Sınırı Boyunca Yapılacak Mayın Temizleme Faaliyetleri ile İhale İşlemleri Hakkında Kanun'', sınırda bulunan anti personel, anti tank mayınları ile patlamamış mühimmatın temizlenmesini, imha edilmesini ve bu şekilde elde edilecek arazilerin tarımsal amaçlı kullanılması işlemlerine ilişkin esas ve usulleri düzenliyor.

Kanuna göre, mayınlı alanda bulunan maden ve petrol gibi her türlü yeraltı zenginlikleri hakkında Maden Kanunu, Petrol Kanunu ve Devlet Su İşleri Umum Müdürlüğü Teşkilat ve Vazifeleri Hakkında Kanun ile diğer ilgili mevzuat hükümleri saklı olacak.

-ÖNCE MİLLİ SAVUNMA, DAHA SONRA MALİYE BAKANLIĞI-

Mayın temizleme işini, öncelikli olarak Milli Savunma Bakanlığı yaptıracak; bu usulle gerçekleşmezse, Maliye Bakanlığı devreye girecek ve hizmet satın alarak yaptıracak.

Milli Savunma Bakanlığınca mayın temizleme; Kamu İhale Kanununa tabi olmayan; savunma, güvenlik veya istihbarat alanlarıyla ilişkili olduğuna veya gizlilik içinde yürütülmesi gerektiğine ilgili bakanlıkça karar verilen, mevzuatı uyarınca sözleşmenin yürütülmesinde özel güvenlik önlemleri alınması gereken veya devlet güvenliğine ilişkin temel menfaatlerin korunmasını gerektiren durumlarla ilgili mal ve hizmet alımları ile yapım işlerine ilişkin Kamu İhale Kanununun istisna hükmüne göre yaptırılacak.

Mayın temizleme bu usulle olmazsa Kamu İhale Kanuna göre Maliye Bakanlığınca hizmet satın alınarak yaptırılacak. Mayından temizlenen alanlardaki Hazine taşınmazlarının tasarrufu, Maliye Bakanlığına geçecek. Maliye Bakanlığı, ihale komisyonlarının oluşum ve çalışmasına ilişkin usulleri, esasları belirleyecek.

Genelkurmay Başkanlığı, Milli Savunma, Maliye, Tarım ve Köyişleri bakanlıkları temsilcilerinden oluşacak ortak komisyon, yapılacak işin muayene ve kabulünün yanı sıra ihale şartnamesini de hazırlayacak. Komisyonların görevleri ve çalışmasına ilişkin usulleri bu komisyonca belirlenecek.

-3. ALTERNATİF-

Mayın temizleme bu iki usulle de olmazsa; Devlet İhale ve Kamu İhale kanunlarına tabi olmadan, Hazineye ait ya da Maliye Bakanlığınca idare edilen mayından temizlenecek alanlar ile müstakil kullanılamayan ve bu taşınmazlarla bütünlük oluşturan Hazineye ait diğer taşınmazların, tarımsal faaliyetlerde kullandırılması karşılığında ihale edilecek. Mayın temizleme ihalesi, kullanım süresinden en fazla indirimi teklif edene verilecek.

Ayrıca, söz konusu alanda bulunan ve diğer kamu kurum, kuruluşlarına ait olan taşınmazlar da aynı yöntemle Maliye Bakanlığınca ihale edilecek.

Mayınlı alanda bulunan, Bakanlar Kurulu kararı gereğince belirlenen askeri yasak bölge ile sınır hattı boyunca kurulacak sınır fiziki güvenlik sistemi için ihtiyaç duyulacak alanlar, temizletilecek ancak yüklenicinin kullanımına bırakılamayacak. Bu düzenlemenin uygulanması halinde, ihale komisyonlarının oluşumu ve çalışma esaslarını Maliye Bakanlığı belirleyecek. İhale şartnamesinin hazırlanması, yapılacak işin muayene ve kabulü, Genelkurmay Başkanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Maliye Bakanlığı, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı temsilcilerinden oluşan ortak bir komisyonca yapılacak.

İhaleyi yapan bakanlık gerekli gördüğü hallerde, taşınmazları bir bütün olarak ya da kısımlara ayırmak suretiyle ihale edebilecek. Kanunun uygulanmasına ilişkin bilgi, belge, teknik personel gibi talepler, diğer kamu kurum ve kuruluşlarınca acilen karşılanacak.

Temizlenecek mayınlı alanların öncelik sırası, Genelkurmay Başkanlığı, Milli Savunma, Dışişleri ve Maliye bakanlıklarının mutabakatı ile belirlenecek.

-44 YILLIĞINA KULLANDIRMA-

Maliye Bakanlığınca yapılacak kullanım karşılığı temizleme ihalesinde mayınlar, taşınmazların yükleniciye tesliminden itibaren 5 yıl içinde temizlenecek.

Taşınmazların temizleme karşılığı tarımsal faaliyetlerde kullanıldırılması süresi ise kabul işlemlerinin yapılmasından itibaren 44 yılı geçmeyecek.

Maliye Bakanlığı, mayın temizleme işi ve ihalesi için Kamu İhale Kanunu hükümlerine tabi olmaksızın danışmanlık hizmeti alabilecek.

AA

Serbest bırakılan 8 PKK'LI KESK üyesi tekrar gözaltında

17.06.2009 06:48
İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı'nın talimatıyla yaklaşık 20 gün önce terör örgütü PKK'nın şehir yapılanması KCK'ya yönelik beş ilde düzenlenen operasyonlarda gözaltına alındıktan sonra serbest bırakalan 8 kişi, savcılığın itirazı üzerine yeniden gözaltına alındı.

İzmir İl Jandarma Komutanlığı ekipleri tarafından 28 Mayıs tarihinde terör örgütü PKK'ya yönelik yapılan operasyonda, 'terör örgütüne üye olmak' iddiasıyla gözaltına alınıp mahkeme tarafından serbest bırakılan KESK üyesi 14 kişiden 8'i hakkında, savcılığın itirazı üzerine yeniden yakalama kararı verildi. Karar üzerine jandarma, KESK Sekreteri Songül Morsümbül, Eğitim-Sen Sekreteri Gülçin İspert'in de aralarında bulunduğu 8 kişiyi gözaltına aldı. Zanlıların adliyeye sevk edileceği öğrenildi.
İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı'na yaklaşık 6 ay önce gönderilen ihbar mektubunda, jandarma sorumluluk alanındaki bir ilköğretim okulunun öğretmenlerinin terör örgütü PKK'nın amaç ve stratejileri doğrultusunda çalışma yaptıkları, KESK'i ele geçirmeye çalıştıkları iddia edilmişti. Jandarma tarafından 6 ay sürdürülen teknik tabimin ardından operasyon düzenlenmiş, İzmir'de 28, Ankara'da 3, İstanbul, Manisa ve Van'da 1'er olmak üzere 34 kişi gözaltına alınmıştı. Zanlılardan 28'i adliyeye sevk edilmiş, 14'ü tutuklanırken 14 kişi serbest bırakılmıştı.

OLAY

İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı'na 6 ay önce gelen ihbarda, jandarmanın sorumluluk alanındaki bir bölgede bulunan ilköğretim okulunun öğretmenlerinin terör örgütü PKK'nın amaç ve stratejileri doğrultusunda çalışma yaptıkları ileri sürülmüştü.

Teknik izleme ve istihbarat çalışmasının ardından düzenlenen operasyonlarda, İzmir'de 28, Ankara'da 3, İstanbul, Manisa ve Van'da 1'er kişi olmak üzere çoğu öğretmen 34 kişi gözaltına alınmıştı.

Zanlılardan 28'i adliyeye sevkedilirken, 14'ü tutuklanmış, 14'ü ise serbest bırakılmıştı.

Ajanslar

ABD'den tarihi adım

"İran tehdidi ortadan kalkarsa füze kalkanına gerek kalmaz"

ABD Savunma Bakan Yardımcısı William Lynn, Avrupa'ya kurulması planlanan füze kalkanı konusunda henüz karar vermediklerini açıkladı. ABD eski başkanı George W. Bush döneminde uygulamaya konulan proje nedeni ile Washington- Moskova hattında ilişkiler gerilmişti. Lynn, senato silahlı kuvvetler komitesine yaptığı değerlendirmede, İran tehdidinin ortadan kalkması durumunda, Avrupa'ya yerleştirilmesi planlanan füze kalkanından vazgeçebileceklerini belirtti. Yetkili, Avrupa'ya kurulacak füze kalkanı yerine Rusya ile işbirliği yapılabileceğinin altını çizdi.

The Moscow Times'ta yer alan habere göre Lynn, Polonya'ya yerleştirilmesi öngörülen 10 adet füze ve Çek Cumhuriyeti'ne kurulacak radar sisteminin seçeneklerden biri olduğuna işaret etti. ABD'nin Rusya ile füze savunma alanında işbirliğini geliştirmeyi hedeflediğini kaydeden Lynn, şu tespitlerde bulundu: "İran tehdidine karşı füze savunma alanında Rusya ile ilişkilerin geliştirilmesi için yeni alanlar belirleniyor. İran sınırında bulunan Rus radarları erken uyarı sistemi için kullanılabilir."

ABD Savunma Bakan Yardımcısı Lynn, Rusya'nın güneyinde ve Azerbaycan'da bulunan radar sistemlerinin kullanılması alternatifinin ABD Başkanı Barack Obama'nın 6-8 Temmuz tarihlerinde gerçekleşecek Moskova ziyaretinde de ele alınacağını belirtti. Lynn, 1990 yılından bu yana Rusya ile füze savunma alanında işbirliğinin geliştirilmesi için çalışmaların sürdürüldüğüne değinerek, haydut ülkeler olarak tanımlanan İran ve Kuzey Kore'ye karşı en etkili savunma yöntemini kullanacaklarını kaydetti. Lynn, İran tehdidinin ortadan kalkması durumunda füze kalkanına gerek kalmayacağını ifade etti.

Cihan

10 Haziran 2009 Çarşamba

Kashna saati

Şu ağustos böceği yazımda yazmıştım. Ağustos böceği ve karınca hikayesinin tamamen uydurma olduğunu, basit bir konuda bile birçok yanlışımız olduğunu söylemiştim. Bakalım daha hangi konularda doğru bildiğimiz yanlış varmış?

Bugün bomba gibi bir konuya değinmek istiyorum. Her gün mutlaka birkaç defa baktığın, işini gücünü ona göre ayarladığın, elinde, masada, telefonunda, duvarda asılı şey.

Biliyorsunuz saat işte.

Kashna

Saat hakkında bende bu kadar yanılgı içinde olduğumuzu hiç düşünmemiştim işin aslı. Erdal Demirkıran'ın son kitabını okuduktan sonra kolumdaki saat'e bakış açım değişti.

Şimdi size Sadece Başbakan Okusun isimli kitabından bir bölüm:

Dünyanın her yerinde ortak olarak kullanılan mevcut saatte ciddi bir mantık hatası bulunmaktadır:
Çünkü bu saate göre gece diye bir zaman dilimi söz konusu değildir. Saat 24:00’te yeni günün başladığı düşünülürse söylediğim daha iyi anlaşılacaktır. Söz gelimi salıdan çarşambaya geçiş zamanı 24:00, yani sıfır kabul edilen noktadır.

İyi; ama neden? Orası neden sıfır? Saat gece 12’de ne oluyor ki yeni gün başlıyor. Hadi bunu da geçelim gece saat 01:00 olunca, bu hangi günün gecesidir ya da gece saat 01:00 gerçekten gece midir? yoksa yeni günün sabahı mı? İlginç gelebilir; ama biraz detaylı bakınca salı günü için herhangi bir gecenin olmadığı göze çarpacaktır.

Oysa ortak kullanımda olan,yanlış kurgulanmış saat düzeltilince herşey düzelecektir. Güneşin saat 06:00 civarında doğduğu kabul edilir ve salı gününden çarşambaya 06:00’da geçilirse, 08:00 diye bilinen eski saatin yerinde 02:00 yazacaktır ki bu da '' gün başlayalı 2 saat oldu. manasına gelecektir. Böylece kişi günü kaçırma endişesi de yaşayarak kendine çeki düzen vermiş olacaktır.

Saat 18:00’de güneşin battığı ve akşam olduğu düşünülürse, akşam için belirlenen saat dilimi 18:00 – 22:00 olarak ifade edilecek, gece ise 22:00 ile 24:00 arası şeklinde değerlendirilecektir. Böylece 24:00’ten sonrası tanımsız diye adlandırılacaktır. Öyle ya 24:00’te çarşamba başlamışsa, bunu salının gecesi olarak değerlendirmek hata olur; çünkü salı günü az önce bitti. O halde çarşambanın sabahı demek lazım bu saate; ama ne yazık ki Çarşamba günü karanlıkta başlamaktadır.

Neresinden bakarsan bak; artık kolundaki saatini saçma bulacaksın!
Sadece sen değil, herkes saçma bulacak üstelik. Oysa Kashna saati'nde böyle bir çelişki bulunmamaktadır. Güneş doğarken başlayan gün, günesşin batışıyla son bulacak ve yerini geceye bırakacaktır. Böylece gecenin saat 3’ü yeni günün ilk saatleri olmaktan da çıkacaktır. Bir nevi otokontrol sistemi de sağlayacak olan bu yeni saate geçmek, başka hiçbir şey yapmadan insanların boşa geçirdikleri zamanı farketmelerini sağlayacak ve hatta uyanma saatleri bile değişecektir.

Günün birinde kesinlikle bu saate geçilecek. Benim buna olan inancım tamdır; ancak saatteki bu çelişkiyi sana göstermekte ki maksadım sadece bu konuyu birkaç dakika düşünmeni sağlamaktır. Kolundaki saati ayarlayıp geri kalan ya da ileri kaçan bir dakikanın hesabını yaparken, aslında büyük bir saçmalığa farkında olmadan nasıl ortak olduğunu sana göstermektir amacım

Düşün!
Zamanı gösteren küçük bir cihazda bile akla hayale gelmedik şekilde nasıl da yanılmışsın! Peki, şimdi diğer bildiklerini düşün! Ya bildiklerinin tamamı yanlışsa ?

Esra Ceyhan’nın programı yayından kaldırılmış

Esra Ceyhan’nın programı yayından kaldırılmış

esra ceyhanEn son Uçan bir abi ile gördüğümüz Esra Ceyhan’ın Kanal D’deki programı sessiz sedasız yayından kaldırılmış.

Aykut Işıkları’ın yazdığı haber de Esra Ceyhan’ın son dönemlerde reyting kaygısına kapıldığını ve çok eleştiri aldığını belirtmiş. Ayrıca ben şarkıcı olacağını da yeni öğrendim çok şaşırdım. Merak ediyorum doğrusu şarkılarını :)

Aykut Işıklar’ın köşe yazısı;

“Kanal D yönetimi Esra Ceyhan’ın programını sessiz sedasız yayından kaldırmış. Esra düşmanları çok mutlu. Havalara zıplıyorlar. Esra reyting alacağım diye insanları birbirine düşürürdü. Çok beddua aldı. Ancak bazı gerçekler var ki saklanamaz. Esra çok akıllı kadın. Ne zaman, kimden, ne alacağını hatta nasıl alacağını bilir. Ne de olsa HBB’de Bülent Öztürkmen’in öğrencisi olarak bu aleme girdi.

Kulağıma gelen bilgilere göre artık TV’cilikten hoşlanmıyor. Reyting hesabı yapmaktan sıkıldı. Yetenek, bilgi, beceri, şans, akıl bu kadar. Daha fazla TV’ci de olamaz. İçindeki şarkıcılık aşkını yeniden canlandırmış. Yine derslere başlamış. Hatta albüm hazırlıyor. Çok yakın zamanda şarkıcı Esra Ceyhan’ı sahnelerde görürsek sakın şaşırmayın. Kusura bakmayın ama neden olmasın? Ne cahil mankenler şarkıcı oldu bu ülkede.

Vedad Lutah Kuran’a uygun cinsellik kitabını yazdı

Hürriyet gazetesinde okuduğum bir habere göre Vedad Lutah isimli bir kadın Kuran-ı Kerim'i esas alarak Türkçe ismi "Çok gizli: Evli çiftler için rehberi" isimli bir yazmış.

Kitabın içeriğinde eşcinsellikten kadınların orgazm sorunlarına kadar hemen hemen tüm konular işleniyormuş, hakikaten kitabı çok merak ettim ben.

çiftlere cinsellikten nasıl daha fazla zevk alabileceklerini Kuran'ın ayetleri çerçevesinde yazdığını iddia ediyor bu arada kitabı yazan ablamız Dubai mahkemesinde evlilik danışmanlığı yapıyormuş ve 45 yaşındaymış, sanırım gazetede yayımlanan şu fotoğrafta ona ait.

    Vedad Lutah a kitabı yazdıktan sonra şöyle sorular geliyormuş ve onu çarşaflı, peçeli görünce çok şaşırıyorlarmış;
  • 52 yaşında bir kadın müşterim vardı. Yıllar sonra cinsellikte orgazmı keşfetti.
  • Başka bir kadın, oral seksin İslam’da yasak olup olmadığını merak etti.
    Yasak değil.
  • Genç erkeklerin ilk deneyimi eşcinsel oluyor. Evlilikte de aynı şeyi istiyorlar.
  • Geçenlerde bir kadın geldi, "-Erkek bedenini öpmek caiz mi" diye sordu.
    "-Kitabımı oku"; dedim.

Oyun sitesi: savasoyunlari.net

Oyun sitesi: savasoyunlari.net

savasoyunlari.logosavasoyunlari.net adresindeki sitesinde başta savaş oyunları ile beraber silah oyunları, strateji oyunları, uçak, helikopter, macera ve aksiyon oyunları ile 3d li yarış oyunlar bulunmakta. Toplam 1000 kadar oyunu barındıran siteye hemen her gün yeni oyunlar ekleniyor, gerçekten eğelenceli oyunlar var.

Küçük yaşta çocukların oynayacağı oyunlar olduğu kadar yetişkinlerinde eğleneceği oyunlar var, site 2 yıldır yayında ve Savaş Oyunları denince ilk akla gelen sitelerden.

Sınavsız üniversite saçmalığı

9

Haziran günü Yüksel’de toplanıp “Sınavsız Üniversite” için Meclise yürüyeceklermiş. Demokratik toplumlardaki eylem hakkı; yürüsünler.

Düşünmeden eyleme geçmişler. Hem şimdiki sistem beğenilmiyor, hem yeni bir proje hazırlanmıyor, yürüye yürüye hallolunacak(!) Ama iş yürümeyle olsaydı Cumhuriyet mitingleri sonrası CHP başa gelirdi. İş yürümeyle olsaydı Gezmiş; komünizmi getirirdi bu ülkeye. İş yürümeyle olsaydı.

Yüksek öğretime kadar çoğu şey insanlara hayatta gerekli olacak diye değil; insanların bilgiyi öğrenebilme ve sorularda kullanabilmesine bakarak, kaliteli, bilgi alabilecek potansiyeldeki insanları, ileride mesleğinde kullansın diye bir eğitim verilerek, ülkenin önemli kademelerine getirmek için öğretiliyor.

Yani öğrenilen türev formülleri, integral formülleri, ilgi alanınız içinde değilse, ortaöğretim sonrası bitecek. Şu iki paragrafı hala daha anlamayan, anlayamayan öğrenciler var. "Abi, nerede lazım olacak bize bu matris – determinant?" Senin iyi veya kötü olduğunu neyle ölçecekler başka? Dört işlemle mi?

Türkiye'de üniversite sınavına 2 milyona yakın kişi giriyor. Öğrenci nüfusu az olsa; böyle bir uygulama gözden geçirilebilir; ancak bu uygulama şimdi için de, gelecek 50 yıl için de ütopya olarak görünüyor.

Boşuna ayaklarınızı yorup, meclise kadar yürümeyin.

Yarı kalıcı dövme

Bildiğimiz dövme den başka bir de geçici dövme var. Ben ilk defa geçen bir arkadaşımdan yarı kalıcı dövme diye bir şey duydum.

Çok ilginç geldi bana ve hemen doğal olarak ticari bir tuzak olduğunu düşündüm, henüz emin değilim ama böyle bir şeyi yetkili bir ağızdan duymadım. Bilinen dövmeyi vucuda yaptırdığınızda bunun silinmesinin için bir hayli meşakatli bir olduğunu geçen bir yazıda yazmıştım, bu yeni duyduğum yarı kalıcı dövme silinmesinin daha basit ve 5-10 yıl arası bir zaman içinde kalcı olduğu söyleniyor.

Bu konuda doğru yerlerden bilgi almadıkça lütfen sağlığınızla oynamayın, yine arkadaşımın bana dediğine göre yarı kalıcı dövme işlemlerine 100-200 euro fiyatları ile yapıyorlarmış.

Pelin Batu: Şov yapma(k)

Pelin Batu: Şov yapma(k)

pelin batuHabertürk’de yazan Pelin Batu dün çok güzel bir yazı yazmış, şiir gibi. Pelin’e bayılıyorum, çok masum görünüyor ve çok tatlı bunu daha önce de yazmıştım.

Yazısında Sabancu Üniversitesi’ne, şu mayın tarlalarına ve Dünya Çevre Gününe değinmiş. Pelin’in sıkı çevreci olduğunu Murat Bardak’çının programında canlı canlı görmüştük.

Pelin Batu’nun 08-06-2009 tarihli yazısı;

Sabancı Üniversitesi ile ilgili olup bitenleri şaşkınlıkla takip ediyorum.
Vasat maarif sistemimiz içinde iyi bir alternatif olan bu okuldan, diğer üniversitelere mükemmel bir örnek olan bu okuldan ne istiyorlar diye soramadan edemiyorum,
koyunlaştırma muhabetine girmeden…
Birileri şovunu yapıyor
Bizler tartışıp duruyoruz
Ve haber gündemden öylece düşüyor.

Mayın tarlalarının üzerine kopan kavgaları şaşkınlıkla takip ediyorum.
Kimilerine göre 2 Kıbrıs kadar, kimilerine göre çok daha ufak
Kimilerine göre başka ülkelere pazarlanacak, kimilerine göre, asla
Kimilerine göre organik tarım için ideal, kimilerine göre mayın-kimyasallarıyla zehirli
Kimilerine göre “satılmış,” kimilerine göre bu “müfterilerin işi”…
Birileri şovunu yapıyor
Bizler tartışıp duruyoruz
Ve en acısı, her zamanki gibi, esamasi okunmayan yerel halk oluyor (“onlara
kalmadı herhalde”).

Dünya çevre gününü şaşkınlıkla takip ediyorum.
Çevre ve enerji konusunda büyük vaatlerle gelen Obama’nın titrek davranmasını,
çevre bakanlarının muhalefeti aşamama “itirafını”
Bizim Kyoto protokolünü imzalamanın ötesinde başka bir adım atmayışımızı,
Kopenhag’da iklim değişikliği toplantılarında takıncağımız tavrın muallaklığını…
Birileri şovunu yapıyor
Bizler tartışıp duruyoruz
Yine de, güzel şeyler oluyor, Peru’da insanlar ormanları için savaşıyor, ve benim çevre günü için ziyaret ettiğim Kuşadası ahalisi didiniyor.

Yeni iPhone 3G S (Speed)

yeni iPhone telefonunu duyurdu, sitesinde tüm açıklamaları da eklemişler.

Yeni iPhone 3G S bir önceki iPhone 3G telefonlarından birkaç farklı özelliklere ve geliştirmelere sahip, kendilerinin açıklamalarına göre daha hızlı, daha güçlü ve 32gb kapasiteye sahip bir alet, birazdan aşağıda özelliklerini yazacağız. Ayrıca bu yeni iPhone’un satışa çıkacağının duyurulması ile beraber iPhone 3G telefonlar Amerika’da 99USD fiyatına indirildi.

iphone 3g s

Yeni iPhone telefonda en dikkat çekici özelliklerden biri kamerası, kamera 3 megapiksel, otofokus gibi özelliklere sahip.
Bir diğer yenilik 32gb hafızaya sahip olması, 16gb ve 32gb ile satılacak .
kaliteli videolar çekebiliyor.
Sesle kontrol edilebilecek.
Haritalar’da pusuladan bahsediliyor.
Kes, kopyala ve yapıştırlar.
Klavyede bazı değişiklikler var.
İnternet gezintilerini başka bir ürünü ile birleştirebiliymuşuz ama şu an sadece Amerika’da diyor.
Youtube, videolarla ilgili birçok yeniliği yazmışlar.

Yeni iPhone 3G S’nin fiyatı Amerika’da 16gb kapasiteli olan 199USD, 32GB kapasiteli olan da 299USD.

Eski iPhone 3G’lerin fiyatı da Amerika’da 99USD ye indirilmiş durumda.

Eskisinde;
# 2-megapiksel kamera
# Kes, kopyala ve yapıştır
# MMS 2 3
# Gelişmiş Arama
# Sesli notlar
8 ve 16GB seçenekleri.

Yenisinde;
# Gelişmiş performans
# 3 megapiksel otofokus kamera
# Video kaydı
# Ses Kontrol
# Dijital pusula
# Kes, kopyala ve yapıştır
# MMS 2 3
# Gelişmiş Arama
16 ve 32GB seçenekleri.

Fiyatları gayet makul görünüyor Amerika’da fakat Türkiye’ye bu aletler hep iki katına geliyor vergiler binince, Türkiye’deki bir önceki iPhone fiyatları ne olacak acaba onu şimdi merak ettim.

Modelin sonuna eklenen “S” harfi Speed yani Hız anlamına geliyormuş. Tasarımda hiçbir değişiklik yok biraz daha çevreci malzemeler kullandıklarını söylemişler.

Son olarak Türkiye’de en erken Ağustos ayında satışa sunulacağı açıklandı, muhtemelen satacak.

Profesyonel blogculuk nedir?

Ülkemizde pazarlamacıların, reklamcıların ve benzeri çevrelerin gazlaması ile ortaya çıkarılan bir dalga var buna onlar profesyonel blogculuk diyorlar.

Blogların anlamı yazanın kendisinin olması değil midir? Gidip de profesyonel blogculuk diyerek bunu ve kazanç haline çevirmek ne kadar aptalca bir şey, insanlar yazdıkları bloglarından kazanç elde ederler ama bu direk olarak kazanca dayalı bir sitem olamaz.

Ben şimdi size gerçek profesyonel blogcuyu yazacağım çünkü ben profesyonel blogcuyum.
Şunu yazmam gerekiyor; bu blogda sadece bu konularda belki 100 e yakın içerik vardır yani arama yaparsanız şayet belki başka yerlerde gördüğünüz çoğu şeyi biz burada yazmışızdır.

Profesyonel blogcu patrondur.
Blogunuzda kendi kendinizin patronunuzsunuz, bunun anlamı blogunuz tamamen size ait ve tüm kararları kendiniz veriyorsunuz.

Profesyonel blogcu ismini her yerde söyleyebilir.
Blogunuzun ismini ve adresini bulunduğunuz her ortamda dile getirebilirsiniz.

Profesyonel blogcu markadır.
Blogunuz markanızdır, gerçek anlamda marka olmasa da siz onu düşünürsünüz ve diğerleri de öyle görürler.

Pro BloggingEn merak edilen konuya, para kazanmak konusuna değineyim. Bloglarda en sık görülen Google Adsense ve benzeri reklam programları, bu reklam programlarından çok kısıtlı bir para kazanıyorlar ve bunlar genelde harcadıkları kaynakları zor karşılıyor. Bunun nedeni Türkiye’de diğer çoğu Avrupa ülkeleri ve ABD’de olduğu gibi online reklam pastasının minikliği.

Şunu bilmeliyiz ki dünya da hala internet bağlantısı olmayan, kısıtlı olan vb. ülkeler var. İnternet dünyamız da çok yeni bir şey ve dünyada bu konuya, sektöre yönelik yasaların olduğu ülkeler çok azlar. Kısaca bu çok yeni bir şey ve elimizde büyüyor.

ABD’de yaşayan birinin 99USD ile sahip olduğu iPhone’a siz ülkenizde bin-ikibin TL arası fiyatla ancak sahip olabiliyorsanız biraz sakin olmalısınız. Demek istediğim dünyada bile daha yeni olan internetin yeni olan kavramının önüne profesyonellik kelimesini ekleyerek bunu bir iş haline dönüştürmek için ya çok vaktiniz olmalı, yada emekli filan olmalısınız.

Dolayısıyla direk olarak sadece blogu ile para kazanma durumu henüz sadece bir hayal, olacaklar sadece televizyon dizilerinin özetleri, yeni çıkan müzik albümleri, fragmanları ve benzeri içeriklerle o dizileri, albümleri takip eden izleyicilerin sitelerine girip o özet ve fragmanları izleyerek siteye trafik katması ve sizin de reklam programlarından para kazanmanız, bu kadar. Bu profesyonellikse eğer blogculuğun profesyonelliği değil.

Öğrenmeye hevesliyseniz her şey zaten internet üzerinde sizindir, yardım almak istiyorsanız mesela ben özel ders bile veriyorum, çok da gerekli değil ama onu alın.

Profesyonel blogcunun Türkiye’de para kazanma şekli şu anda kendisini pazarlamasıdır, ne yeteneğiniz varsa onu öne çıkarın, güzelseniz, seksiyseniz veya komikseniz video çekip yayınlayın, benim gibi çok muhalefet ve aksiyseniz öyle yazın farklılaşın, güzel gitar çalıyorsanız onu koyun, neyinize güveniyorsanız onu pazarlayın işte sizin profesyonelliğiniz ve kazancınız bu olacak. Kendi markanızı, kendi isminizi, yeteneğinizi, kendinizi pazarlamalısınız.

Her şey benim çok önceler bir yerde blogumdan kazandığım para ile ev kiramı ödediğimi söylemem ile başladı belki de. Bu doğru ama Türkiye henüz benim gibi çok fazlasını karşılayacak kapasitede değil, siz iyisi mi benim bundan önceki onlarca yazım gibi yukarıdaki profesyonel blogculuk tanımımı, anlatımımı aklınızın bir yerinde bulundurun ve hüsrana uğramayın.

Blogger battı

Aslında başlık ilk anladığınız şekilde değil. Şöyle ki ben daha önce hiç bir

yerde duymadığım bir şey keşfettim biraz önce (keşif denirse tabi). alt yapısını kullanan blogum Taze blog‘un Google indexlerine bakarken etiketlerin hiç birisinin indexlenmediğini gördüm ve çok şaşırdım. Siteme özel bir sorun olduğunu düşündüm ve diğer kullanan siteleri inceledim, gördüm ki onlarında etiketleri Google’da indekslenmemiş.

Sanırım bu bilgiyi öğrenen hiç kimse ’da sitesini kurmak istemez. Böylelikle yazımızın başlığı doğru oluverir. :)

Bunu nasıl bulduğuma gelince. Birçok kişi bunu yapmayı biliyordur ama ben yinede göstereyim.

’da etiket linkleri “label” kelimesini içerir. Google’ı açıp “label site:SİTEADI..com” (tırnaklar olmadan) aratırsanız görürsünüz hiç sonuç çıkmıyor yada 1-2 tane çıkıyor.

Örnek 1Örnek 2Örnek 3

Dr Ozer ALPAR Otel, SA ve IK Mesleki Sertifika Programlari Hakkinda Bilgi Paylasimi‏

AB uyum surecinde, meslek standartlastirmasin icin; calisma Sosyal Guvenlik Bakanligi bunyesinde Mesleki yeterlilik Kurulu olusturulmustur. Turizm ile ilgili kurulda benim duydugum ve tanidigim kisi Ahmet Barut tur....

4857 sayılı is kanununa gore tum sektorlerde calisan personelin sertifikalanmasi konusu zorunluluk haline gelmistir. Isletmelerde calisan personelin en az % 60 inin calistigi alanla ilgili mesleki sertifika sahibi olmasi gerekmektedir. Kanun geregi denetimler baslamis gecen ay Manavgat bolgesinden 2 otele otel basi 200.000 TL ceza yazilmistir. Bu gelisme uzerine Antalya bolgesindeki cesitli Sanayi Ticaret Odalarinin baskanlari Akdeniz Universitesi yonetiminden ivedilikle Sertifika Programi olusturmasi istemislerdir. Kanun geregi denetim sirasinda calisan sertifikasi olmayan personel basina kisi basi 500TL ceza kesiliyormus...

Sertifika programina olan yogun talep nedeniyle; Sosyal Bilimler Meslek Yüksekokulu olarak universitemiz Surekli Egitim Merkezi (AKUNSEM) isbirligi ile turizm sektorunde calisan personele yonelik asagida isimleri belirtilmis olan sertifika programi hazirlanmistir.

Katilim sinirli sayidadir, kisi sayisini bildirmeniz onemle rica olunur.

1-) KAT HIZMETLERI SERTIFIKA PROGRAMI (80 Saat)

2-) ÖNBÜRO HIZMETLERI SERTIFIKA PROGRAMI (80 Saat)

3-) MUTFAK HIZMETLERI SERTIFIKA PROGRAMI (80 Saat)

4-) F&B ve SERVIS HIZMETLERI SERTIFIKA PROGRAMI (80 Saat)

Tum Programlar Kisi Basi 100 TL

AYRINTILI BILGI VE BASVURU ICIN:

Öğr. Gör. Dr. Ozer ALPAR

oalpar@akdeniz.edu.tr

0.242. 346 41 60

0506.229 65 00

532.552 10 30

SEYAHAT ACENTACILIGI VE TUR OPERATORLUGU MESLEKI SERTIFIKA PROGRAMI

Turizm Türkiye de hızla gelismekte olan bir sektor ve bu gelisim surecinde de seyahat acentalarinin insanlarla iyi iletisim kurabilen yurt ici ve yurt disi turlari organize edebilen ve bir acentanin tum islevlerini yurutebilme bilgi ve becerisine sahip, seyahat acentacilari ve tur operatorlerine ihtiyaci vardir.

Avrupa Birligine uyum surecinde tüm sektorlerde oldugu gibi turizm sektorunde calisanlarin da sertifikali olma zorunlulugu dogmustur. Bu nedenle sosyal sorumluluk cercevesinde Akdeniz Universitesi Sosyal Bilimler Meslek Yuksekokulu ve AKUNSEM (Akdeniz Üniversitesi Sürekli Eğitim Merkezi) isbirligi ile SEYAHAT ACENTACILIGI VE TUR OPERATORLUGU MESLEKI SERTIFIKA PROGRAMI duzenlenmistir.

Kisi Basi Ucret 250 TL dir.

TURIZMDE INSAN KAYNAKLARI MESLEKI SERTIFIKA PROGRAMI

I. İNSAN KAYNAKLARI YÖNETİMİNDE YAŞANAN DEĞİŞİMLER VE ÇAĞDAŞ YAKLAŞIMLAR

II. İNSAN KAYNAKLARI YÖNETİMİNİN ALT FONKSİYONLARI

III. İŞGÖREN SAĞLIĞI VE İŞ GÜVENLİĞİ

IV. YÖNETİCİLİK BECERİLERİNİN GELİŞTİRİLMESİ ana başlıkları ile;

* Program 84 saatlik olup 4 Temmuz 2009 tarihinde başlayacak ve 7 hafta sürecektir.

* Eğitimler Cumartesi ve Pazar günleri 6 şar saat olmak üzere haftada 12 saat yapılacaktır.

* Katılımcı sayısı 100 kişi ile sınırlıdır.

* Katılım ücreti katılımcı başına 500 TL dir.

AYRINTILI BİLGİ VE BAŞVURU İÇİN:

Öğr. Gör. Dr. Özer ALPAR

Program Koordinatörü

oalpar@akdeniz..edu.tr

0.242. 345 13 30 - 0506.229 65 00 - 532.552 10 30

SEVGİLİNİZİ BURCUNDAN TANIYIN

Sevgilinizin burcuna bakarak onun daha yakından tanımak mümkün. Habertürk.com astroloğunuz İremSu, kadın ve erkek burçlarının sırlarını yazdı.

Burcunun Erkeği mi?


Sevdiğiniz erkeği daha yakından tanımak ister misiniz? O zaman burcunun özelliklerini öğrenmeye ne dersiniz?


Koç Burcu Erkeği

Koç burcu erkeği kendine güvenen, hareketli ve enerjik yapısıyla toplum içinde fark edilir. Otoriterdir ve otorite kurmaktan keyif alır. Dik başlıdır ve hata yaptığında bunu kabul etmek istemez ve bencil davranışlar sergiler. Koç burcu erkeği özgürlüğüne fazlasıyla düşkündür. Dostları ve arkadaşları için yapmayacağı şey yoktur. İnsanlara yardım etmeyi ve onların sorunlarını paylaşmayı sever. Cömerttir ve maddi anlamda da özgür olmayı sever. Kendi işini kurmak ve yürütmek onlar için çok daha caziptir.Başkalarından emir almaktan hoşlanmaz.

Koç burcu erkeği incindiği zaman oldukça kırıcı olur ve sözünü sakınmaz. Tenkitçidir, sert bir dille eleştirebilir. Ev hayatına ve ailesine oldukça düşkündür, fakat dışarıdaki hayatını da fazlasıyla sever. Bu onun yerinde duramayan hareketli yapısından kaynaklanmaktadır.Daima kendini evinde huzurlu ve rahat hissetmek ister.


Boğa Burcu Erkeği

Boğa burcu erkeği inatçı, çalışkan, hareketli ve sakin yapısıyla dikkat çeker.Bu sakin görünüşünün altında oldukça hareketli bir insan vardır. Kızdığı zaman oldukça inatçı olur ve hiçbir şekilde düşündüklerinden ödün vermez. Boğa burcu erkeği evine bağlıdır ve uyumlu bir eştir. Aynı zamanda çocuklarıyla arasında sıcak bir bağ vardır ve iyi bir babadır.Bir o kadar da sert ve disiplinlidir. İşlerine fazlasıyla düşkündür. Başladığı bir işi sonuna kadar devam ettirir. Fiziksel anlamda yapılı ve sağlıklı bir görünüm içindedir,ancak boyun bölgesi en zayıf bölgesidir. Sağlığına dikkat etmesi gerekir. Çünkü göründüğünden çok daha hassastır.

Boğa burcu erkeği karşı cins tarafından oldukça beğenilir. İlişkilerinde sadıktır ve her anlamda fedakardır. Lüksten ve konfordan fazlasıyla keyif alır. Cömerttir, fakat savurgan değildir. En sadık dostlar boğa burcu erkeklerinden çıkar.

İkizler Burcu Erkeği

İkizler burcu erkeği zeki, nazik, güzel ve etkili konuşan ve cazibeli yapısıyla dikkat çeker. Pratiktir ve sorunlar karşısında kolayca çözüm üretebilen bir yapısı vardır. İkizler burcu erkeği değişkendir ve bazen onu anlamak zor olabilir. Çocuksu tavırlarıyla sürekli ilgi bekleyen bir yapısı vardır. Aklına koyduğunu mutlaka yapmak ister. Diğer taraftan özgürlüğüne düşkün olan ikizler erkeği kısıtlanmaktan ve emir almaktan hoşlanmaz. Kendi işini yapmaktan daima keyif alır.

İkizler erkeği çift kısmetlidir. İnsanlarla kolay diyalog kurabilen ve sözünü dinleten bir yapısı vardır. Karşı cins tarafından hemen fark edilir. İşle ilgili konularda yeni fikirler ve yeni projeler üretmekten çok keyif alır. Maddi konularda da değişkendir. Bazen çok bonkör, bazen de çok cimri olabilir.Fakat idare konusunda oldukça zayıftır. Bir konuda derinleşememek gibi bir problemleri vardır.

İkizler erkeği savurganlığı sever ve para konularında fazla başarılı değildir. Duygusal anlamda fazla hassas değildir ve olabildiğince işin mantıklı tarafından bakmayı sever. İkizler erkeği çok disiplinli bir ev hayatından hoşlanmaz, fakat çok severse evlenip bu evliliği devam ettirmek için çaba harcayabilir.

Yengeç Burcu Erkeği

Yengeç burcu erkeği nazik, dürüst, ağır başlı ve mağrur yapısıyla dikkat çeker. Duygusal yapısı oldukça hassastır. Sevgi ve saygı onun için vazgeçilmez temel taşlarıdır. Çevresindeki insanlara değer verir ve onlara yardımcı olamaya çalışır. Onların zayıf taraflarından faydalanmaya çalışmak yerine onlara destek olmaya çalışır.

Yengeç burcu erkeğinin keskin ve pratik bir zekası vardır. Analiz yeteneği fazlasıyla gelişmiştir.Olayları kolaylıkla çözümleyebilir.Suyla ilgili her şeyi çok sever.Alkolle arası iyidir. Ayrıca oldukça duygusal yapısı nedeniyle sevdiği zaman tam sever ve kolay kolay vazgeçmez. İlişkilerinde partnerlerine fazlasıyla sadıktır.

Yengeç burcu erkekleri paraya çok önem verir, fakat bunun nedeni maddi anlamda kendini güvende hissetme ve yakınlarının zor duruma düşme ihtimaline karşı tedbirli olmak istemesinden kaynaklanır. Yengeç burcu erkeği dürüsttür ve kendisine karşı dürüst olunmasından hoşlanır.Yalandan hoşlanmaz ve güvenmediği kişilerle bir arada bulunmaz.Aile ve ev yaşantısına fazlasıyla düşkündür ve en iyi babalar yengeç burcu erkeklerinden çıkar.

Aslan Burcu Erkeği

Aslan burcu erkeği ılımlı, zeki, sevecen, romantik ve pratik tavrıyla dikkat çeker. İkili ilişkilerde mükemmel bir partnerdir. Gururlu aslan burcu erkeği iltifatlardan ve övgülerden çok keyif alır. Ateş grubundan olduğu için sinirlendiğinde kızgınlığı patlama şeklinde cereyan eder. Kin tutmaz ve kızgınlığı gelip geçicidir.

Hareketli ve neşeli tavırlarıyla dost ortamlarının aranan ve vazgeçilmez kişilerindendir. Rahatına oldukça düşkündür ve lüksü sever. Gezmeyi, eğlenmeyi ve sosyal aktivitelerde bulunmayı çok sever. Aslan burcu erkeği sorumluluk sahibidir ve işlerinde detaycıdır. Emir almaktan hoşlanmaz ve yönetmeyi sever. Çevresini kolaylıkla etkileyebilir ve popüler olur. Çevresiyle oldukça ilgilidir ve merhametli olduğu için de yakınlarının ve dostlarının dertleriyle ilgilenir. İyi bir dinleyici olan aslan burcu erkeği pratik çözümler üretmek konusunda kabiliyetlidir.

Aslan burcu erkeği dostane tavırları ve girişken yapısıyla çok fazla dost edinir. Romantiktir. Birini sevdiği zaman iyi bir aşık olur. Sadıktır. Evlilikten hoşlanır ve evine bağlıdır. Çocuklarına düşkün ve sevecen bir baba olur. Aslan burcu erkeği iş konusunda fazlasıyla başarılıdır. Cömerttir, fakat her türlü kötü duruma karşı temkinlidir ve tasarrufu sever.

Başak Burcu Erkeği

Başak burcu erkeği inatçı, titiz,detaycı ve mantıklı yapısıyla dikkat çeker. Hoş ve sevecen bir mizacı vardır. Daima bakımlı ve hoş görünmeye dikkat eder. Hırslı ve çalışkandır. Para konusunda tutumludur. Başak burcu erkeği çevresindeki olumsuzlukları sözünü sakınmadan tenkit edebilir. Eleştirmeyi sever. Fazlasıyla açık sözlüdür. Düşünceli olmasına rağmen hoşuna gitmeyen şeyleri direkt ve net olarak söyler ve kırıcı olabilir. Temizlik onun için çok önemlidir. Bazen aşırıya kaçacak derecede titiz olabilir.

Neşeli ve canlı bir karakter sergiler. Sorunlarla kolaylıkla baş edebilir. Başarı onun için olmazsa olmazlardandır. Düzensizlik ve disiplinsizlikten hoşlanmaz.Her şeyin yerli yerinde olmasından haz duyar. Başak burcu erkeği karşı cinste nezaket ve kibarlığa en az temizlik kadar önem verir. Aşık olmaktan korkar, fakat sevdiği zaman da sadık bir erkek olur. Sevdiği kişiyle dost olabilmeyi ister. Evlilikte düşünceli ve saygılı bir eş olur. Çocuklara çok düşkün olmamakla beraber iyi ve sorumluluk sahibi bir baba olacaktır.


Terazi Burcu Erkeği

Terazi burcu erkeği kararsız, duygusal, romantik, iyimser ve yumuşak huylu yapısıyla dikkat çeker. Toplum içinde sevilen ve aranan bir dosttur. Karşılıklı güvene önem verir. Dürüsttür ve herkesin öyle olmasını ister. Terazi burcu erkeği meraklı ve öğrenmeye açık bir kişilik sergiler. İyi bir konuşmacıdır ve çevresindeki insanları bu yolla kolaylıkla etkiler. Sakinlik ve huzur onun için çok önemlidir ve ani duygusal çıkışlar onu yorar. Bakımlı olmayı sever ve temizliğe fazlasıyla önem verir. Çevresindeki kişilerin de öyle olmasını ister.

Dostlarıyla karşılıklı fikir alışverişinde bulunmaktan hoşlanır. Uzun ve derin sohbetler yapmaktan keyif alır. Hassastır ve duygusal yönü daima ağır basar. Terazi burcu erkeği ikili ilişkilerde karşı cinste özellikle zerafet, akıl, mantık ve güzellik arar. Sert mizaçlı kadınlar ona hitap etmez. Terazi burcu erkeği aşık olduğu zaman ateşli ve sadık bir partner olacaktır. Sadakat onun için çok önemlidir. Terazi burcu erkeğinin ilişkileri uzun ömürlü olur. Evlendiği zaman saygılı, sadık ,ince ruhlu ve düşünceli bir eş olacaktır. Çocukları sever ve iyi bir baba olmak için tüm çabasını sarfedecektir.

Akrep Burcu Erkeği

Akrep burcu erkeği arzulu, kararlı, duygusal ve duyarlı yapısıyla dikkat çeker. Neşeli ve hareketli gibi görünse de karamsar bir hali vardır. Hayatın zevklerine aşırı düşkündür. Özellikle yemeğe,alkollü içeceklere ve cinselliğe karşı zaafı vardır. Akrep burcu erkeği herkese ve her şeye karşı şüpheci tavırlar içindedir. Kimseye kolay kolay güvenmez. Maddiyata çok fazla önem verir. Çünkü maddi anlamda edinilen gücün güven verdiğini düşünür. Eleştirmeyi seven akrep burcu erkeği tenkit edilmekten hoşlanmaz. Açık sözlü ve güvenilirdir. Dostlarına çok önem verir.Fedakardır.

Akrep burcu erkeğinin bakışları çok etkilidir.Bakışlarıyla karşı tarafa duygu ve düşüncelerini kolaylıkla ifade edebilir. Çevresindeki insanların kişiliklerine dair tüm detayları anlayabilir ve yorumlayabilir. Analiz yeteneği gelişmiştir. İkili ilişkilerinde oldukça kıskandır ve eşini aşırı derecede sahiplenir. Eşiyle gurur duymak ister. Evlenmeye karar verdiğinde arzulu, tutkulu, sadık ve eşinin tüm isteklerini yerine getirmeye çalışan uyumlu bir eş olacaktır. Akrep burcu erkeği iyi bir eş olduğu gibi, çocuklarına karşı da sevecen ve iyi bir baba olacaktır.


Yay Burcu Erkeği

Yay burcu erkeği entelektüel, duyarlı, meraklı, neşeli ve cana yakın yapısıyla dikkat çeker.İyi niyetli ve konuşkandır. Dostlarına düşkündür ve arkadaş canlısıdır. Hareketsizlik yay burcu erkeğini sıkar. O hep hareketli olmalı ve açık havada bulunmalıdır. Kapalı ortamlarda çok uzun süre kalmaktan hoşlanmaz. Yay burcu erkeği birçok konuda bilgi . Bu da onun meraklı bir yapısı olmasından kaynaklanır. Eleştirmeyi sever ve açık sözlüdür. Bazen bu açık sözlülük pot kırma sınırını da aşabilmektedir.Cömertliğiyle tanınan yay burcu erkeği harcamalarında savurganlık sınırını fazlasıyla aşabilir.

Özgürlüğüne aşırı derecede düşkün olan yay burcu erkeği yalnızlıktan keyif alır, ilişkilerinde kolay kolay bağlanamaz ve evlilikten korkar.Onlar için karşı cinste aradıkları en önemli özellik güzelliğin yanı sıra kafa yapısıdır. Bilgili ve kültürlü kadınlarla sohbet etmekten keyif alır. Yay burcu erkeği bir kadından hoşlandığı zaman ilgisini yoğun bir biçimde gösterebilir. Fakat daha sonra aradığını bulamadığını anladığında çabucak sıkılıp uzaklaşabilir. Bu nedenle bir yay burcu erkeğini iyice anlamaya çalışmak gerekir. Yay burcu erkeği gerçekten severse bağlanır ve evlenmekten korkmaz. Çocuklara düşkündür ve ömür boyu mutlu bir evliliği olacaktır.

Oğlak Burcu Erkeği

Oğlak burcu erkeği çalışkan,azimli, hırslı ve sevecen tavırlarıyla dikkati çeker. Maddiyata düşkündür ve çalışmaktan keyif alır. Para kazanmak konusunda üstüne yoktur. Fırsatları değerlendirmeyi iyi bilir. Tutumludur ve tasarrufu sever. Oğlak burcu erkeği güvenilir, kuralcı ve disiplinlidir. Sistemli ve düzenli olan şeyleri sever. Genellikle şüpheci bir tavrı vardır. Olayları kendi doğrusuna göre değerlendirir ve yorumlar.Duygularını hemen belli etmez. Soğuk kanlı bir görünümü vardır.

Oğlak burcu erkeği dostluğa çok önem verir ve dost edindiği kişileri iyi inceler ve seçer. Katı kuralları vardır ve bu kuralların dışına kolay kolay çıkmak istemez. Oğlak burcu erkeği özgürlüğüne düşkündür ve ikili ilişkilerde karşı tarafın kendisini yönlendirmesinden ve kısıtlamasından hoşlanmaz. Kişiliğine uygun bir kadınla mutlu olur. Sevdiği zaman sadık ve kıskanç bir eş olur. Daha çok akıllı, bakımlı, ne istediğini bilen, kişilikli kadınlardan hoşlanır. İlişkileri uzun sürelidir. Evlilik için uygun bir kişiliği vardır. İdeal bir eş ve ideal bir babadır. Çocuklarını en iyi şekilde yetiştirmek için elinden gelen tüm çabayı seferber edecektir.

Kova Burcu Erkeği

Kova burcu erkeği nazik, iyimser, özgürlüğüne düşkün ve çok yönlü yapısıyla dikkati çeker. Çok yönlü oluşu zor anlaşılan bir kişilik sergilemesine neden olur. Duygularını kolay kolay belli etmez. Hoş ve neşeli kişiliği toplum içinde sevilen bir insan olmasını sağlar. Kova burcu erkeği pratik ve çalışkandır. Kendi işini yapmaktan çok keyif alır. Değişiklikten ve farklılıktan keyif alır. Hareketli yaşantısı onu mutlu ve enerjik kılar. Her anlamda mükemmeliyetçidir ve azla yetinmeyi sevmez. Yeni insanlarla tanışmak ve onlarla fikir alışverişinde bulunmaktan keyif alır. Hal ve tavırlarıyla beğenilen bir insandır.

Kova burcu erkeği dürüstlüğü ve güvenilirliği ile çevresinde hayranlık uyandırır. Sürekli aynı şeyle uğraşmaktan sıkılır ve kolayca yön değiştirebilir. Kova burcu erkeği ikili ilişkilerinde iyi bir arkadaş ve tutkulu bir aşıktır. Akıllı ve kişilikli kadınlardan hoşlanır. Duygusal ve düşünsel yoğunluğunu paylaşabilecek birini ister. Sevdiği zaman düşünceli ve eğlenceli bir partner olur. Evliliğe yatkındır ve onun gösterdiği farklılığa ayak uydurabilecek biriyle mutlu bir evliliği olur.

Kova burcu erkeği hisli ve karşısındakini iyi algılayabilen bir yapıya sahiptir. Eşini mutlu etmek için elinden geleni yapacaktır. Sadık bir eş ve arkadaş ruhlu bir baba olacaktır. Bağımsızlığına düşkün olduğu için çocuklarını da bu duyguyla yetiştirecektir.

Balık Burcu Erkeği

Balık burcu erkeği nazik, uyumlu,iyimser ve hayalperest yapısıyla dikkati çeker. Umursamaz tavırları olaylardan fazla etkilenmemesine neden olur. Düzenden ve sorumluluk almaktan hoşlanmaz. Başına buyruk yaşamaktan keyif alır. Balık burcu erkeği iş konusunda pratikliği sayesinde başarılı olur. Art niyetli değildir. İnsanlara kolayca güvenir. Balık burcu erkeği hayranlık duyduğu kadınlara aşık olur .Duygusal ve anlayışlı bir yapısı vardır.Sevdiği kadını mutlu etmek için türlü romantizm oyunlarına baş vuracaktır. Sanatçı ruhludur ve güzelliğe çok önem verir.Aşk onun için çok önemlidir. Aradığı kişiyi bulduğuna inanırsa sadık bir eş olur, yoksa çeşitli maceralar peşinde koşmaya devam edecektir. Balık burcu erkeği kişiliğini ve derin duygularını anlayan biriyle evlenip ömrünün sonuna kadar mutlu olur. Eşine ve çocuklarına düşkün, sadık ve düşünceli olacaktır.

Burcunuzun Kadını mısınız?

Koç Burcu Kadını

Koç burcu kadını dürüst, kavgacı, enerjik, ilişkilere ve özgürlüğüne düşkün birisidir. Daima ailesini yücelterek konuşmayı sever. Kusurlu tarafı kıskanç ve kibirli olmasıdır. Eşinden kendisini övmesini bekler ve onun başkasını övmesine tahammül edemez. İyi bir ev sahibesidir ve kocasını yönetmeyi becerir. Böyle bir kadın agresif, çok romantik ve kendisine hayran olandan hoşlanan biridir.

Boğa Burcu Kadını

Bu kadın uyumlu tabiatlı, kocasının sözünü dinleyen, açık sözlü ve kendi fikrine bağlı birisidir. Böyle birisi sanat alanlarında kabiliyetlidir ve ikili ilişkilerden hoşlanır. İyi bir ev sahibesidir ve aynı karşılığı bekler. Evini süslemek, donatmak ve temiz tutmak meylindedir. Aşkta bağlı ve dürüst davranır. Sevgide sıcak ve içtendir ve yuvasında huzur sağlar. Bu kadınlardan boşananlar çok seyrektir. Çok iyi bir eş ve anne olur. Kocasından şüphe etse bile duygularını saklı tutar. Uyumlu evlilik yaşamına düşkündür.

İkizler Burcu Kadını

Bu kadınlar çabucak arkadaşlık kurarlar ama, kusur bulan mizaçları nedeniyle kalıcı bir dostluk kurmaları zordur. Değişimden hoşlanırlar ve olumlu olacağını hissederler. Başarılı ve güzel bir evlilik yaparlar. Gezmekten ve yolculuklardan hoşlanırlar. Eğer kocaları da kültürlü ise büyük zevk duyarlar. Konuşmaları sert ve mizaçları tutkuludur. Karakterleri kuşkucu ve savurgandır. Evlerini dekore etmeyi severler. Yaşamda pek çok değişiklik yaşarlar. Karşı cinsin uyumu veya uyumsuzluğu sonucunda bazen mutlu bazen mutsuz olurlar. Gizli ilişkiler ve aşk maceraları onları çeker ve kayıplarının nedeni de bu tutku olur.

Yengeç Burcu Kadını

Yengeç kadını aşkta samimi ve candan mizaç ve kocasına bağlılık verecektir. Bu kadın çocuğuna düşkün, ilişkiden zevk alan, dürüst ve erdemli, kibar ve nazik, kültürlü ve kolay değişmeyen kafaya sahip olur. Çok iyi bir anne olur. Kendini esirgemez, duygulu, görevine bağlı, sabırlı ve bağışlayıcıdır. Dost ve sempatik olduğundan kocasına yardımcı olur ve duygusal kuvvetini destekler. Bunların hayatı aşk olmayınca monotonlaşır. Aşkta fedakar ve sadık olur fakat kendi fikirlerini eşine baskı yapmaya çalışmaz. İlişkilerde içten, dürüst ve namusludur. İnatçı ve azimli bir kişiliği vardır.

Aslan Burcu Kadını

Bu kadın geniş yürekli, yüce gönüllü ve açık elli biridir. Atılgan ve tartışmayı seven birisidir ama sevimlidir. Başkalarına yardımı sever, açık fikirli ve açık sözlüdür. Hırslı ve ülkücüdür. Evini mükemmel yönetir ve dünyanın evindeki kurallara uymasını ve hayran olmasını bekler. Dayanıklı sevgisi ile kendini feda eder. Başkalarına gösterdiği hoşgörü ve yardımın karşılık görmesini beklemez. Sabit fikirler, yönetme arzusu ve çalışkanlık mizacının özellikleridir. Sevdiğini kontrol altında tutmak ister. Derin bir sevgi, ideal aşık, ateşli ve tutkulu bir kadın olarak göze çarpar. Aslan burcu kocasının karşı cins tarafından beğenilmesine şaşırmaz. Başarılı bir sosyal işçidir ve olumlu ve seçkin bir yere gelmek için uğraşır.

Başak Burcu Kadını

Başak kadınının gözlerinde dürüst ve sevecen bir bakış verir. Uyumlu mizacı vardır, dürüst ve temiz yüreklidir. Sanat alanlarında yeteneklidir. Çekingen olduğundan sevgisini eşine açıklayamaz. Zekayı aşka tercih ederler ama sevgi ve duyguları eleştirmezler. Başkalarına yardım etmek, erdemli işlerle uğraşmak, gezmek ve yer değiştirmek onların temel mizaçlarıdır. İnançlıdır, kurallara bağlıdır ve tanrı korkusu taşır. Evlerini biraz abartılı tarzda düzenlerler. Fazla tutkulu sayılmazlar. Mutlu ve hoş bir evlilik ararlar.

Terazi Burcu Kadını

İyi bir düşünür, tarafsız ve yansız davranan ve en adil yargılayıcıdır. Yaşamlarının erken yıllarında evlenirler. Zeki ve anlayışlı, nazik ve adil biridir ve barış arayışındadır. Seks hayatını sever ve aşk ilişkilerinde uzmandır. Eşlerini seks ve tutku yolu ile tutsak ederler. Parfüm düşkünlükleri, tenlerine bakmaları karşı cinsten hoşlanmaları ve cinsellikten zevk duymaları onların özellikleridir. Ayrıca eğlenceyi, konforu ve lüks yaşamı da severler. Kendilerini kontrol etmesini bildiklerinden karşı cins ile gayet rahat bir ilişki içine girebilirler. Çok tutkuludur ve aynı karşılığı bekler. Bu konuda hayal kırıklığına uğrasa da boşanmayı aklına getirmez.

Akrep Burcu Kadını

Akrep kadını eşit davranır ve aynı içtenliği gösterirse yaşamdan zevk alır. Kocası da akrep doğumlu ise talihli sayılır. Davranışları tepkiseldir, kabahatlerini gizler, hünerli ve kararlıdır. Büyüklerle uyumludur, iyi varlık sahibi olur. Çok sıkı çalışır fakat aniden sakinliğini kaybederek kendini unutur ve sert karşılıklar verir. Kendilerini yönetmek isteyenlere karşı sempatik değildir, hükmedicidir ve karşı taraftan kibarlık bekler. Aşkta yoğun, dinamik ve enerjiktir. Kendisine alaka gösterilmesini, kompliman yapılmasını bekler ve bunları bulamazsa ilişkiden bıkabilir. Kendisinin eleştirilmesine ve söz edilmesine tahammül edemez. Kendilerini yönetmek isteyenlerden hoşlanmazlar. Konforsuz ve rahat olmayan bir yaşam düşünemezler ve evlerini çok güzel dekore ederler. Mutluluğu yaratan ve başarıyı elde eden insanlardır.

Yay Burcu Kadını

Bu kadın kendisine emir verenden hoşlanmaz. Bir yerde durmasını sevmeyen ve devamlı hareket arayan tiplerdir. Yakın akrabalarından hoşlanmaz ve karşı cins ile yakın ve dostça ilişkiler kurar. Yardımsever, inançlı, iyi bir ev kadını ve annedir. Yapıcı ve uyumlu olur ve eşinin sözünü dinler. Başkalarının meselelerine burnunu sokmaz. Sakin, akıllı, yetenekli, kibar, düşünceli ve ılımlıdır. Kocasına yardımcıdır ve güvenilir, erdemli, hoş insan sayılır. Yay burcu doğumlu bir eş bulursa talihli sayılacaktır. İnançlarına bağlılıktan, kurallara uyulmasından ve açık kalplilikten hoşlanır. Bağışlayıcı bir karakteri vardır.

Oğlak Burcu Kadını

Oğlak kadını tutucu sayılır ve asla engellere ve zorluklara aldırmadan başarıya doğru emin adımlarla yürür. Çalışkan ve gayretlidir. Uyumlu, dürüst ve erdemlidir. İsim sahibi olmayı, itibar kazanmayı, şöhret ve paraya kavuşmayı arzu eder. Kararlı ve ağır bir tarzda para biriktirir fakat parayı savurmaz. Erken evlenmeye karşı değildir ve fazla çocuk sahibi olmak istemez. Görevlerine bağlıdır ve prestij arar. Geniş fikirli ve nüktedandır. Pek geniş arkadaş çevresi olmaz. Oğlak kadınları duygusal değildir ve karşı cinse ağır ve dikkatlice yaklaşırlar. Bu konuda cesur ve atılgan değillerdir ve ilişkide liderliğe oynamazlar. Eşlerini seçmeleri uzun bir zaman alabilir. Çocuklarına fazla karışmazlar ama belirli bir sınırın ötesine geçmelerine izin vermezler. Onlara karşı gösterişsiz ve içten bir sevgileri olur. Yönetimlerinde bencildirler.


Kova Burcu Kadını

Bu kadın geleneklere aldırmaz. Eğer eşi ona ayak uyduramazsa, onu değiştirmekten kaçınmaz. Çok insancıl, kibar, sempatik ve yardımseverdir. Cömert ve ince biridir. Hastalıklardan çabuk etkilenir. Bu kadın çok sosyal biridir ve evi güzel döşenmiş, antikalarla süslenmiş ve moderndir. Akrabalarına karşı görevlerini yapmaktan kaçınmaz. Çevrelerinde ilişki kurduğu aynı sosyal yapıya sahip çeşitli insanlar vardır. Bu kadın sevgi ve romantizme açık değildir. Seks ilişkileri de soğuktur. Bazen bu konuda anlaşılmaz olurlar. Hatta bencil bile sayılır ve eşinin onu anlamasını ve çok özen göstermesini bekler. Yuvasında uyum ve mutluluk olmasını bekler. Bu kadın genel olarak filozof görünüşlüdür. Evlilik hayatı, arada bir gerilim ve sürtüşmeler olmasına rağmen anlayış, sevgi bağı ve şefkat görünümü içinde geçer.

Balık Burcu Kadını

Böyle bir kadın eşinde güzellik, zeka ve sanat kabiliyeti arayacaktır. Kuşkucu ve kıskançtır ve kocasına düşkündür. Onun sözünü dinler. Aşk rüyaları olduğu halde kendisi seçmekte özgür değildir. Kuruntulu mizacı aşkta gerginlik oluşturur. Bazen isteksiz ve gönülsüz görünür ama, diğer zamanlarda kendini adayan, hayran, tutkulu, duygulu, kibar, sempatik ve dürüst olur. Buna rağmen huysuz, ters ve günü gününe uymayan birisidir. Çift karakterli bir burç olduğundan kadının da değişken bir tabiatı olacaktır. Romantik yanları daha çekicidir. İyi bir anne, mutlu ve sevgi dolu bir eş ve çok hoş bir ev kadını sayılır. Çevresindeki büyük bir arkadaş topluluğu vardır ve insanları kendisine çekmesini bilir. Aynı zamanda iyi bir ağırlayıcıdır.

iremSU

SEZEN BULDUĞUM ERKEĞİ BEĞENMEZ

SEZEN BULDUĞUM ERKEĞİ BEĞENMEZ

Müjde Ar, özel hayatına Sezen Aksu’nun yön verdiğini açıkladı.

Müjde Ar, Tempo dergisine verdiği röportajda da geçmişten geleceğe, ilk aşkından Sezen Aksu ile dostluğuna kadar her şeyi her zamanki içtenliği ve açık sözlülüğüyle anlattı.

“Atilla’yla (Özdemiroğlu) ‘Sen şimdi bir şey bulamazsın, sana çok harika birini buldum’ diye Sezen tanıştırdı beni. Eşim Ercan Karakaş ile tanışmamda da onun etkisi var. Ama o benim bulduklarımı beğenmez. Tiplerimiz farklı çünkü... O yüzden de kavga çıkmıyor.”

Müjde Ar’la, ışıl ışıl güneşli bir sabah, kız kardeşinin evinde buluştuk. Evin üzerine sinmiş Aysel Gürel hatırası hissedilmeyecek gibi değil. “ınsan yaşla beraber anasına benziyor. Çantamın içine koyduğum şeylerden, yediklerime kadar” diyor Müjde Ar. O, Türk sinemasının en seksi aktrislerinden biri. Küçük bikinileri, havuzdan çıkışları, saçlarını savuruşlarıyla iç geçirilerek ismi söylenen bir kadın. “Niye geriye çekileyim? Seksiyse seksi. Kabahat mi?” diyor gülerek. Ama bu, güzel yerleri sergileme özgürlüğü değil yalnızca... Bir kalıba sığamamanın dik başlılığı. Altında yine Aysel Gürel’in izi olan bir dik başlılık. “Sanatçı kimliği denilen şey bir tane değildir. Ailesi, kültürü, beslendiği şeyler bir araya gelir ve seni şekillendirir. Ben bu anlamda kendimi çok şanslı hissediyorum. Aysel Gürel’in kızı olmak az şey mi? Tabii ki farklı olacağım başkalarından diyor ve ekliyor: “Biri gibi olmak için bir çaba harcamak ancak insanı tekrara götürür.” Seks sembolü etiketi de hiçbir zaman onu rahatsız etmemiş. Kendini geriye çekmektense, özgürlüğünü ifade etmeyi, bedenini saklamamayı tercih etmiş. “ınsanın cinselliğine gönderme yapılan her şey, kadını aşağılama sebebi” diyor. Bundan utanmak yerine, kendisinin olana sahip çıktığını, o algıyla dalga geçtiğini anlatıyor ve sözü Aysun Kayacı’ya getiriyor: AYSUN’A

HAKSIZLIK YAPIYORLAR

“Zamanında bana yapılıyordu, şimdi benzer şey Aysun’a (Kayacı) yapılıyor. Neden? Güzel. Neden? Sarışın. Ben esmer olduğum için biraz daha şanslıydım, ama Aysun hiç hak etmediği bir aşağılama süreci yaşıyor. ıdare edemediği, yardım istediği anlar oluyor. Neticede genç bir kadın.”

Müjde Ar, güzel yüzlü bir poster kızından bir film yıldızına dönüştüğünden bu yana, hep yaptığı işin hâkimi oldu. Ertem Eğilmez’in “Sen artık bir yıldız oldun, b.ku yedin. Artık kötü iş yapma şansın yok” dediği günden bu yana vasat işlerin yanına yaklaşmıyor. “Bir yıldız olduğunuz zaman kötü projelerde oynayamazsınız. Tarık Akan her filmde oynayamaz. Zuhal Olcay oynamaz. Ben oynamam. Her gelen işe ‘evet’ diyemem. Ben 80 tane film yaptım. 40 tanesi eski Türk filmlerinin kopyaları. Ama onun bir dur denildiği nokta var” diyor.
O 40 ‘vasat’ filmde oynarken de, yine Ertem Eğilmez’in sözleri aklının köşesinde yer etmiş: “Bu filmlerde bile oynarken, işte Hollywood kapıları bana açılıyor diye oynayacaksın.”

Öyle de olmuş. Her yaptığı işe kalbini koyan bir titizlikle yaklaşmış. “Biz öyle gördük, öyle yetiştik. Tiyatrodan gelen terbiye, annemin bize öğrettikleri. O çok büyük aktrislerin, aktörlerin arasında çocuk olarak dolaşmak, öyle büyümek... Bizim evimizde kibrit kutusu kadar peynir sabah kahvaltısında ikiye kesilirdi. Ama eve koca koca kitaplar alınırdı. Hatta Karamazov Kardeşler’i okumam için annem beni su saatine bağlamıştı kravatla. ‘Buradan 60 sayfa okumadan sokağa çıkılmayacak’ diye. Çok şaşırmıştım. ‘Deli kadın, terbiyesiz kadın! Ben arkadaşlarıma söz verdim!’ diye bağırıyordum”

SAMİM’LE ALKOL YÜZÜNDEN AYRILDIK

Bir tek kitap okumak değil, taklit yapmak da sokağa çıkıp arkadaşlarla buluşmanın ön koşuluymuş. “O zamanlar sesi kısık oyuncular vardı. 8-9 yaşlarında onların taklidini yapardım. ‘Anne Nurten Abla’lara gidebilir miyim?’ derdim, ‘Gel bakalım bir 10 dakika taklit yap öyle’ derdi. Bayağı oyunculuğa hazırlamış bizi” diyerek anıyor şimdi o günleri...

Evde böyle bir anne var, baba yok. Hatta erkeklere dair olumlu bir söz bile dolaşmıyor evin içinde. Anne Aysel Gürel, sürekli kızlarına, “erkekler kötüdür, kandırır, çocuk yapar, kaçar” diye telkinlerde bulunuyor. Genç Müjde ise evden kaçmak için 18 yaşında evleniyor. “Çok güzeldim, sanki bir ordu vardı peşimde” diye hatırladığı yıllarda, tiyatroda tanışmış ilk eşi Samim Değer’le:
“İlk flörtümdü Samim. Biz alkol yüzünden ayrıldık. Bir kavgamız olmadı. Babasının da alkol problemi vardı, işte şanssızlık, genlerinden gelen bir alkol problemi vardı. Biz ayrıldıktan sonra aynı şiddette içmeye devam edip 55 yaşında da öldü zaten...”

Samim Değer’le evliliği ardından Müjde Ar’ın hayatına giren erkeklerde hep bir Sezen Aksu parmağı dikkat çekiyor. 1978’den beri yakın dostlukları kopmadan süren bu iki “bilge kadın”, en kötü anlarını da, en büyük mutluluklarını da birlikte paylaşmış. Müjde Ar’ın Atilla Özdemiroğlu’yla ilişkisi de Aksu sayesinde başlayanlardan. “Atilla’yla ‘Sen şimdi bir şey bulamazsın, sana çok harika birini buldum’ diye Sezen tanıştırdı” diye anlatıyor.

Acaba Müjde Ar da Sezen Aksu’ya böyle çöpçatanlık yapıyor mu, diye merak ediyorum. “O benim bulduklarımı beğenmez. Tiplerimiz farklı. O yüzden kavga çıkmıyor” diyor gülerek.

Şimdiki eşi Ercan Karakaş’la tanışmasında da Aksu’nun etkisi var. Ankara’daki programını izlemeye gelen Ercan Karakaş’ın en ufak mimiğini gözden kaçırmayan Aksu, “Sen sahneye çıktıktan sonra Ercan Bey ağzına bir lokma koymadı. Aç kalktı adamcağız masadan” demiş. Ankara’da başlayan ilişki Paris’teki evlilikle resmiyet kazanmış ve bugün de huzurla devam ediyor.

Bahçesindeki erik ağacı, köpeği, nazik eşi, Bodrum keyfi, Müjde Ar’ın bugününü hayatının en huzurlu dönemlerinden biri yapıyor. “Mutlulukla mutsuzluk iç içe. Ama insan yaşla beraber kendini bir korumaya alıyor, o da huzuru beraberinde getiriyor. Bir saatten sonra seni beğenmişler, beğenmemişler, öyle demişler, şöyle yazmışlar, bir önemi kalmıyor. Ne kadar küçük ve kısır olduğunu görüyorsun. Sonunda da ebedi huzura kavuşuyor insan” diyor.

GİDEREK ANAMA BENZİYORUM

“Annem ‘80 yaşını göreyim yeter’ derdi, 79 bitti öldü. Asla gazetelerin manşetlerine bakmazdı, kötü haberleri izlemezdi. Hastalık lafı bulunan ortamda bir dakika oturmazdı. Bütün etrafında genç insanlar vardı. ‘Niye gençlerle berabersin?’ diyordum, ‘Onlar hastalık konuşmuyorlar çünkü’ diyordu, ‘Aşk konuşuyorlar’... Bir gün, bir yerim ağrıyor dediğini duymadım. Bir arkadaşı yanında başım ağrıyor dese, ‘Bana niye söylüyorsun? Doktor muyum ben?’ derdi. ınsan hakikaten giderek anasına benziyor. Ben bu noktaya geldim. Hayatı matrak tarafından almak lazım, yoksa çekilmez bu dünya.”

Jet Fadıl hangi kulübün peşinde?

Bir dönemler Türkiye'nin en çok konuşulan isimlerinden Fadıl Akgündüz hızlı bir dönüşe hazırlanıyor
10 Haziran 2009 Çarşamba, 14:06

Türkiye'de 'Jet Fadıl' lakabıyla tanınan Fadıl Akgündüz'ün eski milli futbolcu Alpay Özalan ile birlikte Hacettepespor'u satın almak istediği ortaya çıktı.

İHA muhabirinin aldığı bilgiye göre, bir dönem Türkiye'nin en çok konuşulan isimlerinden olan Fadıl Akgündüz, yeniden futbol sahnesinde yer almanın planlarını yapıyor. Bir dönem JET-PA şirketiyle konuşulan ardından Siirt JET-PA Kulübü'ne transfer ettiği yıldız futbolcularla gündeme bomba gibi düşen 'Jet Fadıl', daha sonra Siirt'ten bağımsız milletvekili olmuştu. Dolandırıcılık suçundan hakkında açılan dava bir süre önce düşen 'Jet Fadıl', kısa bir süre önce ise Siirtspor'un başkanlığına seçilmişti.

Ancak Fadıl Akgündüz'ün asıl hedefinin ise Hacettepe'yi almak olduğu ortaya çıktı. Fadıl Akgündüz-Alpay Özalan ikilisinin bu sezon Süper Lig'e veda ederek Bank Asya 1. Lig'e düşen Hacettepespor'u satın alarak, yeniden en üst lige çıkartmak istedikleri bildirildi. Bu konuda eski milli oyuncu Alpay Özalan ile birlikte hareket eden Fadıl Akgündüz'ün İlhan Cavcav'dan randevu talebinde bulunduğu öğrenildi. Tarafların kısa bir süre içinde bir araya geleceği ve bu konuyu konuşacakları ifade edildi.

İHA

Erol Evgin rüzgarın azizliğine uğradı

Yıllardır merak edilen "Saçı peruk mu?" sorusuna son noktayı rüzgar koydu.

10.06.2009 14:49

Öncekİ gün İstanbul'da bir konser veren Erol Evgin, ertesi sabah erkenden yola çıkarak İzmir'e gitti. Güneş gazetesinin haberine göre, İsmail Koç ve Fethiye Koç'un oğlu Ersoy Koç'un düğünlerinde sahneye çıkmak için İzmir'de olan, yılların eskitemediği güçlü ses, rüzgarın azizliğine uğradı. Evgin'in yıllardır taktığı fakat kimseler tarafından ispat edilemeyen 'peruk' sert esen rüzgar nedeniyle havalandı.




Peruğun kalkmasını önlemek için büyük çaba sarf eden ünlü sanatçı, etrafındaki meraklı bakışlardan rahatsız oldu. Evgin'i ilk kez o halde yakından görenler usta müzisyenin kıvrak hareketlerle saçını düzelttiğini söyledi.

Sıcak, hayvanları da bunalttı

Sıcaktan bunalan bazı kediler ve köpekler, ortaya ilginç görüntüler çıkardı. AHT Muhabiri Davut Aktaş'ın haberi..

10.06.2009 16:31

Yurdu etkisi altına alan aşırı sıcaklar hayatı olumsuz etkiliyor. Samsun'da da 30 dereceye ulaşan sıcak hava, insanları olduğu kadar hayvanları da bunaltıyor. Yakıcı güneşin etkisinden korunmak isteyen iki minik kedi bir aracın çamurluğuna sığınırken, bir başka kedilerin ve köpeğin güneşten kaçıp gölge bir alanda uyumaları da ortaya ilginç görüntüler çıkardı.

Davut AKTAŞ / SAMSUN (AHT)

Uzmanlar, aşırı sıcakların tansiyon hastaları için önemli bir risk yarattığını, çünkü bu havalarda tuz ve mineral kaybı olduğunu ifade ettiler. Vücuttaki tuz kaybının hafif tuzlu bir ayran ile takviye edilebileceğini vurgulayan uzmanlar, en önemli olaylardan birinin de bol su ve sıvı alınması olduğunu ifade ettiler. Herkesin günde 3 litreye yaklaşan, yani 8-10 bardak su içmesi gerektiğini ifade eden uzmanlar, aşırı sıcaklarda su kaybına girilmemesinin de altını çizdiler.

Türkiye'deki Boeing sayısı 250'ye çıkacak

Türkiye'yi gelişen ve büyüyen bir piyasa olarak gören Boeing, Türkiye'ye 20 yılda 250 uçak satmayı hedefliyor
10 Haziran 2009 Çarşamba, 17:10

SELİN KABATAŞ'IN HABERİ

Amerikan ticari uçak üreticisi Boeing’in Ticari Uçaklar Avrupa ve Rusya Satış Başkan Yardımcısı Aldo Basile Türkiye ziyareti sırasında basın mensuplarıyla bir araya gelerek 2009’un ilk altı ayına ilişkin bir değerlendirme yaptı. Havacılık endüstrisinde yaşanan son gelişmeleri ve Boeing’in Türkiye pazarı hakkındaki görüşlerini paylaşan Basile 787 Dreamliner’ın ilk uçuşunu Haziran sonunda yapacağını açıkladı.

Aldo Basile, Türk havayollarının zorlu ekonomik şartlara rağmen büyümeye devam Avrupa’nın sayılı şirketleri arasında olduğunu ifade etti. Havacılık sektörünün krizlere alışık olduğunu eninde sonunda her şeyin normalleşeceğini dile getiren Basile, Boeing’in çeşitli havayollarından 3513 adetlik siparişin bulunduğunu kaydetti. Türk havayollarının filosunda toplam 123 Boeing uçağının bulunduğunu aktaran Basile, 23 adet de teslim edilmeyi bekleyen sipariş olduğunu söyledi. Boeing’in, Türkiye pazarı için uzun vadeli bir bakış açısına sahip olduğunu belirten Aldo Basile, “Türkiye’deki uçak sayımızın 20 yıl içinde 250 adete çıkacağını öngörüyoruz” şeklinde konuştu.
THY’nin 105 adetlik uçak alım ihalesini de Boeing açısından değerlendiren Basile THY’ye 737, 777 ve 787 modellerini önerdiklerini ifade etti. Basile, 777 ve 787 serisinin Türk sivil havacılık pazarının büyüme trendine en uygun modeller olduğuna dikkat çekti. Aldo Basile, “777 ve 787 Dreamliner birbirini mükemmel tamamlayan iki model. Havayolu şirketleri sezonlara göre değişen talebe bağlı olarak aynı mesafede ve aynı hızda farklı kapasitelerle uçma imkanı sağlıyor. Kabin ve uçuş ekipleri de karşılıklı olarak değiştirilebiliyor. Böylece havayolu şirketleri operasyonel esnekliğe sahip olabilecek” dedi.

787’nin yerde uçuyormuş gibi testlere tabi tutulduğunu belirten basile ilk uçuşun ise Haziran sonunda gerçekleştirileceğini açıkladı. Basile, Dreamliner’ın ilk teslimatının ise 2010’un ilk çeyreğinde yapılmasının planlandığını söyledi.

Boeing 737’nin özel havayolu şirketleri tarafından en çok tercih edilen model olduğunu kaydeden Basile Avrupa’daki ilk 737-900ER siparişini veren Sky Havayollarına ilk teslimatı gerçekleştirdiklerini vurguladı. Sky Havayolları’nın ikinci 737-900ER’ı da yakında teslim alacağını aktardı.

Dilini arı soktu

"Dilini arı soksun" sözü Bursa'da gerçek oldu. AHT haberi..

10.06.2009 17:45

Bursa'nın Mustafakemalpaşa ilçesinde dut yiyen 41 yaşındaki kadının ağzına attığı dutun üzerindeki arı, kadının dilini sokup hastanelik etti.

BURSA / AHT

İlginç olay, Mustafakemalpaşa ilçesinin Tepecik beldesinde yaşandı. Zeliha Uzel (41), önceki gün komşusu Ayşe Güney'i ziyarete gitti. Uzel, saat 21.10 sıralarında evine dönerken komşusunun bahçesindeki ağaçtan dut yemek istedi. Ancak kopardığı duttaki arıyı fark edemedi. Dutu ağzına atmasıyla birlikte dilinde acı hisseden Uzel, ne olduğunu anladığında artık çok geçti. Uzel, hemen yere tükürmesine rağmen arının dilini sokmasına engel olamadı.
Tek çocuğuyla beraber yaşayan ve eşini üç yıl önce kaybettiği öğrenilen Zeliha Uzel'in dili hemen şişti ve nefes almakta zorlanmaya başladı.

Komşularının Mustafakemalpaşa Devlet Hastanesi'ne götürdüğü Uzel'e burada alerji iğnesi yapılıp, tedavi altına alındı. Durumu iyi olan ve üç saat sonra dilinin şişliği inen kadın, taburcu edildi.

Ahmet Çakar'dan büyük itiraf

Balçiçek Pamir'in konuğu olan Ahmet Çakar, Demirören konusunda haksızım dedi

10.06.2009 09:34
HABERTÜRK'te Balçiçek Pamir'le Söz Sende programına konuk olan Ahmet Çakar yine çok önemli açıklamalar yaptı. Her yaptığı açıklama ile gündeme bomba gibi düşen Çakar, en son Yıldırım Demirören'le ile canlı yayında yaşadıkları ve hakkındaki diğer bilinmeyenleri Balçiçek Pamir'e anlattı. İşte çok konuşulacak o açıklamalar...


İyi akşamlar Söz Sende’ye hoş geldiniz. Söz Sende’nin bu akşamki konuğu bir spor adamı herkesin çok yakından bildiği sevgili Ahmet Çakar, hoş geldiniz.

Hoş bulduk.

1 yıldır peşinizdeyim çok şükür geldiniz çok teşekkür ederim.

Anca vakit bulabildim ayrıca böyle bir programa gelmek benim için, sadece benim için değil herkes için bir şeref.

Çok teşekkür ederim.

Çok seviyeli bir program, ilgiyle izliyorum fırsat buldukça, tebrik ediyorum sizi.

Çok teşekkürler. Gün geçmiyor ki gündeme bomba gibi düşüyorsunuz her seferinde bir şekilde ya bir şey oluyor, ya kavga oluyor, ya bir tartışma oluyor, ya bir iddia oluyor sizde seviyorsunuz sanırım gündemde kalmayı dimi.

Hayır.

Sevmiyor musunuz?

Hayır işin kötüsü hayatım boyunca gündemde kalmak için, gündem yaratmak için spontane hiçbir işe girmedim ama bu benim şansım mı şansızlığım mı, aslında bu bir şanstır reyting açısından ama şanssızlıkta diyebilirsiniz çünkü yanlış algılanırsınız maalesef veya ne mutlu ki bu kişiden kişiye değişir çoğu zaman gündeme oturuyor sözlerim, yaptığım hareketler ama namusum ve şerefim üzerine yemin ediyorum huzurunuzda bunun için en ufak bir efor, en ufak bunun için öncesinde bir manipülasyon düzenleme yada bir organizasyon yapmıyorum.

Peki en son Demirören ile izlediğimiz tartışma, kantarın topuzu kaçtı mı?

İkimizde kaçırdık aslında ortada benim Demirören ile tartışmamı yada münakaşa etmeme gerektirecek bir durum yok, Mehmet Topuz denen bir futbolcu var, futbolcu ve menajerleri bir hata sonucunda Beşiktaş ile angaje olmuşlar Beşiktaş formayı giydirmiş, Kayseri ben Beşiktaş’a vermem Fenerbahçe’ye söz verdim demiş, Fener FIFA kuralları diyor herkes kendine göre haklı bana göre futbolcu ve menajer en çok hatalı bu işte. Şimdi sevgili Yıldırım Demirören ben Kayseri Başkanından izin istedim bu çocukla görüşmek için Kayseri Başkanına ben izin vermedim, ben onu Beşiktaş forması giyerken gördüm televizyonda diyor. Düz mantık bu düz mantığı kurmak için insan olmaya gerek yok maymun olsanız bu düz mantıkta şu soruyu sorarsınız, iki kulüp başkanından biri yalan söylüyor yada doğruyu söylemiyor ben kibarlık olsun diye doğruyu söylemiyor dedim aslında doğruyu söylememek demek yalan söylemek demek.

Siz aslında kibarlık olsun diye şey yapmazsınız.

Hayır ortam aslında gergin falan değil azıcık nazik olalım dedik yıllarca zaman zaman kaba davrandık insanlara, Yıldırım başkan bağlandı gereksiz şekilde bana teessüf etti aslında teessüf etme lafı çok önemli değil, bende bana teessüf edildiği zaman iki kat teessüf ederim gibi bir laf söyledim.

İşte reyting uğruna Türk sporuna zarar veriyorsunuz falan gibi konuşmalarla başladı konuşma dimi.

Evet o şeyi doğrudur Yıldırım başkanın, çoğu zaman spor yorumcularının bende dahil hatta ben belki de başı çekerim reyting uğruna değil ama yapmış olduğum spor programlarında terbiye, nezaket sınırlarını aştığımız doğrudur zaman zaman endirekt Türk sporuna zarar verdiğimiz doğrudur ama ne Yıldırım Demirören ne Aziz Yıldırım ne Adnan Polat nede amatör bir kulübün başkanı hiçbirisi de sütten çıkmış ak kaşık falan değildir.

Niye yapıyorsunuz peki

Neyi.

Demin dediniz ya benimde içinde bulunduğum zaman zaman.

Söyleyeyim şimdi spor programlarının %90’ı canlı çekilir, spor dinamik bir şeydir hep tez ve antitez çatışması vardır şimdi burada siz soruyorsunuz ben cevaplıyorum, siz olabildiğince kibar yorumunuzu yapıyorsunuz ben ne istiyorsam söylüyorum yalanda söylesem, yalan olduğunu biliyorsunuz ama fazlada şey yapamıyorsunuz çünkü sizin yaratılışınız, bayan bir gazeteci ve medyanın her sektöründe siyaset, ekonomi, sanat, magazin çalışabiliyorsunuz ama spor programları öyle değil dinamik ve umumiyetle erkek hegemonyasının egemen olduğu

Dert o galiba dimi.

Yok kadın olsa var ya bakın ben size söyleyeyim bu spor yorumculuğuna kadınlar girse inanın kavga daha çetrefilli, daha sert olabilir öyle bir yok.

İnanıyor musunuz?

%100 inanıyorum.

Daha yumuşar belki.

Hayır aksine görkemli, donanımlı ve iddialı bayan yorumcusu olsun yani benim bayan halim benden daha şirret olur.

Bayan halinizi düşünemiyorum.

Evet daha şirret olur bu bir cinsiyet ayrımcılığı falan değil sadece bir tespittir, dinamik olan bir futbol ve dünyanın her yerinde olduğu gibi ülkemizde de futbol kirlidir, dünyanın her yerinde siyasetin belli oranda kirli olduğu gibi son 50-100 yıla bakın bazı sektörler kirlidir.

Peki biz çok mu ciddiye alıyoruz futbolu.

Futbol zaten çok ciddi bir şeydir.

Hayır ama sonuçta ne olursa olsun bir eğlence.

Hayır değil.

Değil midir?

Hayır değildir o sizin tespitiniz, bana bir eğlence söyleyiniz ki sırf ülkemizde bir milyar dolar cirosu olsun, para alışverişi olsun televizyonu, sponsoru, transferi, tirajlar, reytinglerin getirdiği reklam pastası dünyada milyarlarca dolar paralar dönsün bir şampiyonlukla bir ülkenin başbakanı rezilde olur vezirde olabilir, bir şampiyonlukla x şehrin belediye başkanı seçimi kazanır yada kaybeder böylesine ali menfaatlerin, böylesine yüksek paraların el değiştirdiği ve sadece bunların sübjektif insan kararıyla bir takımın şampiyonluğu tenzili veya aşağıya düşmesi olduğu bir yerde nasıl eğlence olabilir asla spor her şeydir ama eğlence değildir.

Ama eğlence faktörü de var bu işin.

Eğlence, size göre eğlence.

Nedir spor peki, yada futbol nedir?

Futbol bir endüstridir, bacası yoktur, çok ciddi endüstridir, büyük paralar çıkan bakın bununla ilgili çıkan resmi rakamlarına bakın FIFA, UEFA, TFF bütçesi, Fenerbahçe, Beşiktaş, Galatasaray, Trabzon’un bütçesine bakın toplayın birde bunlara gelen kara paraları düşünün, transferleri düşünün, bununla ilgili siyasi beklentileri, iş adamlarının iş hacmini arttırmaları gibi tali faktörleri düşünün korkunç bir para, paranın çok olduğu yerde eğlence olmaz.

Futbol bir virüstür sizin cümleniz.

Evet ölünce çıkar.

Güzel, size kaç yaşında girdi bu virüs?

Bana 12 yaşında falan babadan girdi yada baba demeyelim.

Babanızda hakemmiş değil mi?

Yapmış ama ben hatırlamıyorum.

Doktor muydu?

Evet doktordu. Rahmetli Federasyonda falan görev yaptı, babam aslında benim tam tersi bir adamdı, benim babam bir beyefendiydi.

Siz beyefendi değil misiniz?

Değilim. Ben beyefendiyle beyefendiyim ama gerekirse ben sizi şaşırtacak kadar farklı bir insan olabilirim, her dalda duruma göre reaksiyon gösterebilirim. Benim babam farklıydı beyefendiydi, süper bir adamdı ağzından bir gün sert bir laf falan duymadım.

Azar yemediniz mi hiç?

Asla. Benim babam resesif bir adamdı, annem dominant bir kadındı.

Ses hiç yükselmez miydi?

Hiç hatırlamıyorum.

Anneniz ne iş yapardı?

Ev hanımıydı, hep bana söylerler böyle bir anne ve babadan bu nasıl çıkmış diye bu bir öz eleştiri, ben böyleyim.

Peki siz hep böyle miydiniz?

Evet.

Hep böyle sesinizi yükselten veya haksızlığa karşı.

Bakın özel hayatımda insan ilişkilerim çok iyidir, sizinle bir önceki gazetede birlikte çalıştık.

Ben sizi biliyorum evet.

Ben ne çalıştığım gazetede ne televizyonda kimseyle bir sorun yaşamadım, insanları kırmadım kimseyi kırmak gibi, ben oyunu kuralına göre oynarım beyefendiyle beyefendi olurum çok affedersiniz bu laf belki sakil olacak ama itlere it gibi davranırım doğru konuşayım.

Peki Çakar soyadı nereden geliyor?

Bilmiyorum.

İlginç bir soyadı ve size ilginç di mi Çakar?

Beğenmediğim bir soyadı aslında.

Gerçekten mi?

Hani insanlar soyadlarıyla gurur duyarlar ya tabi ki bende gurur duyarım ama.

Sizin başkaymış değişmiş sanırım ama.

Evet öyle derdi rahmetli babam, babaannem tam hatırlamıyorum ama hangi kayda göre diyordu bilemiyorum ama şuanda Çakarsa Çakar yani.

Peki sizin nasıl bir çocukluğunuz geçti, nasıldı ailede dediniz ya babam sakin bir adamdı, anne dominant.

Anaerkil bir aileydik, umumiyetle Türk aileler ataerkildir, ben anaerkil bir ailenin bir çocuğuydum buda Türkiye’de az değildir.

Evet çoktur.

11 yaşında yatılı okula gittim.

Peki o nasıl bir şey.

Zor bir şey ama şöyle bir şey babam akıllı adamdı dedi ki bu oğlan haylaz, bu adam futbola düşkün dersleri falan sallıyor ilkokulda ben oğlanı günübirlik gidilip gelinen bir okula verirsem mahalledeki arkadaşlarıyla topa ve diğer işlere yönelebilir bu çocuk okumaz diye düşünen bana göre doğru düşünmüş, doğru bir karar beni 11 yaşında İstanbul Erkek Lisesi’ne yatılı verdiler.

Peki ilk girdiniz okula 11 yaşında tek başınıza ne olursa olsun aile yok hiç kimse yok ne hissettiniz.

Sürü psikolojisi şimdi yatılı okul eğer aşabilirseniz, başarabilirsiniz insanın hayatında önemli meziyetler, önemli pozitiflikler kazandırabilir, başaramazsanız ya içinize kapanırsanız yan manikdepresif bir adam olabilirsiniz bunu en ucu seri katil olabilirsiniz.

O kadarda gidebilir yani.

Evet niye çünkü yatılı okul potansiyel olarak şiddete, potansiyel olarak aşağılanmaya maruz kalabileceğiniz bir ortamdır yaşıtınız düzinelerce insan var sizde büyük ağabeyleriniz var sizden küçük kardeşleriniz var büyükle davranışınızı küçükle davranışınızı geliştiremezseniz arkadaşlar ile paylaşmayı, hak yememeyi ve hakkınız yedirmeme gibi olayları aşamazsanız ne diyorum size ya depresif olursunuz, ya sapıklaşırsınız.

Yani gerçek hayat aslında 11 yaşında başladı.

Tabi canım mutlaka, 11 yaşında siz hayatın gerçekleriyle 11 yaşında bir çocuk olarak yatılı okul ve yatılı okulun o zamanki şartları şimdiki gibi değil çok iptidai şartlar sıcak su yok, önce gelen yemeği yer sona kalan dona kalır tam bir sürü psikolojisi kısmen insan kısmen hayvan gibi yetiştirildik yatılı okulda

Hayatta kalmayı becermek gibi bir şey.

Aynen öyle söylenebilir hayatta kalmayı 11 yaşında öğrendim.

Zor olmuştur ama

İyi ki de olmuş.

Siz çocuklarınızı yollar mıydınız?

İki tane kızım var yollardım ama şöyle de bir şey var baba yüreği diye bir şey var kızlarımdan ayrı düşmek beni etkileyebilir, ama %90da bunu aşarsınız bu işi yürütmeyi öğrenirsiniz ve ondan sonrada ölene kadar o meziyetleri bünyenizde barındırırsınız yatılı okulun böyle bir avantajı vardır. Baba yüreği işte mantığım yollarım ama duygularım asla diyor.

Peki o dönemde 11 yaşında yatılı okul, aile ile ne kadar görüştünüz.

Haftada 1 gün.

Mesela o nasıl gerçekleşiyordu anneye mi gidiyordunuz veya?

Eve çıkıyordum o zaman cumarteside yarım gün okul vardı, Cumartesi 3-4 gibi okuldan çıkar eve giderdik Pazar akşamı tekrar teslim olurduk yani okulumuza dönerdik. Bunun beraberinde getirdiği bir sıkıntı vardı aileden uzaklaşıyorsunuz, aileniz sizin aile biz ama onlardan hiçbir yardım, destek alamayacağınızı 11 yaşında öğreniyorsunuz bu ne demektir beraberinde madden ve manen hayatın daha yalnız olduğunu daha 11 yaşında hissediyorsunuz.

Çok ağır bir yük Ahmet Bey.

Güzel bir yük.

Bence çok ağır.

Bakın adama güvenme ölür, duvara dayanma yıkılır işte 11 yaşında bunu hayat öğretti tek kalabilmeyi hayatta büyük oranda kimseye güvenmemeyi, belki dramatik konuşmalar ama aileden desteğin belli oranlarda ve ancak sınırlı gelebileceği, ne yaparsan kendi başına yapabileceğin gibi bazı ciddi, 11 yaşında öğrenemeyeceğin şeyleri öğretti bana, bu beraberinde takvadır yalnız.

Evet bunu demeye çalışıyorum.

Duygusal yönünüz köreliyor, analitik düşünme yeteneğiniz çok artıyor.

Güvenmiyorsunuz bir kere.

Evet. Acıma azalıyor, acınma arzusu birinden bir şey isteme arzusu azalıyor ama en önemlisi hayatta yalnızlığın ne olduğunu, ne kadar önemli olduğunu ve gerçek olduğunu öğreniyorsunuz.

Belki eleştirilerinizde acımasız olmanın nedeni o olabilir.

Mutlaka, bakın şu da var ben bir erkeğin yaşayabileceği eğer Vietnam’da falan savaşmamışsa veya kuzey ırakta savaşmamışsa bir erkeğin ben 46 yaşındayım, yaşayabileceği çok acı travmalar yaşadım.

Tabi.

Bu bir travma, 11 yaşından 18 yaşına kadar 7 sene, 11 yaşındaki çocuk nedir ya daha çocuktur, yalnız başına hayatta kalmak, mücadele etmek bir travmadır.

Peki anne baba sevgisini gösterebilir miydi yada siz ailenize karşı gösterir miydiniz?

Aileden uzaklaşıyorsunuz yani ben anama babama diğer anaya babaya düşkün olan çocuklar gibi düşkün değilim yada düşkünümde bunu gösterebilecek davranışları fazla sergileyemem, ben ailemden kopmuşum 11 yaşında yalnızım .

Peki yalnız Ahmet Çakar öyle devam ediyor daha sonra o dönemde 11 yaşında girdiği yatılı okulda hayata dair planları ne ne olacak, ne yapacak?

O zaman hep yakın gelecek ben uzun vadeli hayal kurmam.

O da belki onun getirdiği bir şey sanırım güvensizlik.

Tabi ki, ben asla plan yapmam.

Hala öyle midir?

Hala öyledir neyi kovalıyorsun, nedir planın tek bir planım var çoluğu çocuğu iyicene yetiştirelim sağlıklı iyi okusunlar bende işte ölene kadar çok fazla sağlık sorunları yaşamadan yaşarsam yada Allah bana evlat acısı yada diğer büyük acılar yaşamasam ne mutlu bana.

Herkesin duası bu aslında.

Yani X param var bun 3X para yapayım şunu yapayım bunu yapayım gibi böyle makro yada insanların aaa diyebileceği planlar yapmam yapanlarda çok fazla aşk filmi seyretmiştir.

Zaten planlarda çıkmaz biliyorsunuz.

%90 çıkmaz evet, ne idi planlar bu sene sınıfımız geçelim takdirle sonra üniversiteyi kazanalım onu bitirelim gibi yakın gelecekli çok fazla insanların ağızlarını açık bıraktırtmayacak makul beklentilerle hayatımı sürdürdüm.

Peki meslek ne düşünüyordunuz o dönemde?

Baba mesleğini düşünüyordum, aslında şimdi o günlere dönsem baba mesleğini seçmem, arkadaşlar mesela bana hukuk seçsen bu çene suyuyla, bu çenenle bu dilinle çok başarılı olurdun diyorlar.

Biraz öyle evet.

Evet haklılar haksızda değiller.

Evet bezdirirdiniz karşı tarafı diye düşünüyorum.

Ben geçmişimde hiçbir olaydan pişman değilim ama tabi beni10 sene, 15 sene, 20 sene zaman içinde gönderseler farklı kararlar alabilirdim.

Peki o dönemde baba mesleği değil de ne seçerdiniz?

Hukuk seçerdim.

Yine söyledikleri gibi hukuk seçerdiniz, Türkiye’de hem de.

Ne var Türkiye’de hukuk kadar güzel bir şey olur mu?

Katılıyorum ama.

Türkiye’de hukuk 2+2=4 değil ki dünyanın hiçbir yerinde değildir ama Türkiye’de umumiyetle olmuyor.

Genelde hukuk okumak isteyenler mahkeme salonlarına girince vazgeçiyorlarmış, filmlerdeki yada Avrupa’daki gibi sanıyorlarmış.

Yok Türkiye’de mahkeme salonları çok güzeldir ben çok severim ben çok mahkemelere çıktım hakaret davalarından dolayı çok mahkemeye verildim. En az 20-30 defa sayın savcıların önüne gittim en az 10-15 defada mahkemelere çıktım. Türkiye’de hukuk, mahkemeler, şartlar çok iyi o insanlar çok zor şartlar altında görev yapıyorlar onuda söyleyeyim.

Peki sonrasında hakemlik, biz sizi halem olarak tanıdık, bildik ve uluslararası arenada sizden başarılı bir hakem yok.

Var canım Doğan Babacan. Doğan Babacan Türk hakemliğinin gelmiş geçmiş 1 numaralı ismi Doğan Babacandır, hiçbirimiz yaşayanlar ve bundan sonrada olabilecek hiçbir insan Türkiye Cumhuriyetinde Doğan Babacanın eline su dökemezler, dökemeyeceklerdir.

Ben belki yaşım gereği bilmediğim için.

Bilmediğin için ama ben bunu ben söylemiyorum her şeyin bir matematiksel bir göstergesi vardır, adama sorarlar ben şöyle hakemdim böyleydim sana sorarlar sen ne yönettin kardeşim, diyeceksin ki ben bunları yönettim şundan şu kadar bundan bu kadar bu rakamlara baktığın zaman Türkiye’nin duayeni, efsane ismi Doğan Babacandır.

2 numara siz misiniz?

Benim, ben olmam lazım.

Şimdi Erman Toroğlu ile sizi kıyasladıkları zaman siz kızıyorsunuz haklı olarak.

Bakın Erman Toroğlu ile benim hakemliğimi kıyaslayanlar bana ağır hakaret ediyor demektir.

Hayır bu 124 Mercedes şeyini yaptığınız için.

Hayır Erman Toroğlu ve Erman Çakarın hakemliğini kıyaslamak demek, sizinle sizin gibi güzel ve zarif bir hanımefendi ile 1,55 boyunda 135 kilo çirkin bir kadını kıyaslamaktan daha vahimdir.

Niye biz bu kıyaslamaları yapıyoruz muhtemelen daha popüler olanı yan yana getirip bir takım şeyler yapıyoruz herhalde dimi.

Bakın şimdi şunu da söyleyeyim Erman Toroğlu’nun televizyon performansı bir jaguardır.

Evet di mi?

Müthiş bir karizmadır, Türkiye’de Erman Toroğlu’nun televizyon performansını değil benle bugün televizyonda benim diyen kimselerle kıyaslarım ve çoğunda Erman’ı başarılı bulurum.

Sizden üstünlüğü nedir televizyon programı anlamında soruyorum, yorumculuk anlamında.

Ses tonu.

Gerçekten güzel bir ses tonu var.

Dünyanın bence gelmiş geçmiş en başarılı ses tonuna sahip adamlarından biridir, tipi, jest ve mimikleri farklıdır, o farklıdır leopar gibidir ben sırtlan olabilirim ancak onun yanında.

Ciddi misiniz sırtlan biraz şey iyi bir şey değil bu söylediğiniz.

Ama sırtlan leopardan zekidir, leopar ondan daha gösterişli ve güçlü olabilir.

Nereden buluyorsunuz siz bu benzetmeleri.

Aklıma geldi şimdi, anında geliyor.

İnanılır gibi değil, sürekli üretiyorsunuz.

Bir daha söylüyorum Erman ile benim hakemliğimi kıyaslanmasını ciddi anlamda hakaret kabul ederim lakin onun ekran performansı karşısında başımı öne eğer önümü iliklerim.

Evet ama sizde reyting anlamında arkada kalmıyorsunuz.

Farklı bir statüyüz biz, ne diyorum size o gösterişli bir leopar.

Sizde sırtlan.

Evet.

Güzel. Peki şimdi sizin hakemlik döneminizde not almışım mesela eşiniz sizin Fenerbahçeli, kayınpederinizde Fenerbahçeli şimdi merak ediyorum sizde eminim Fenerbahçe- Galatasaray maçını yönetmişsinizdir veya kayınpederinize göre hata ettiğiniz anlar olmuştur var mı öyle bir şey?

İki buçuk aylık evliyim ve eşimin de hamile olduğunu öğrendik, ben biraz geç evlendim 31-32 yaşında evlendim Cumartesi akşamı Ali Sami Yen stadında Fenerbahçe-Galatasaray maçı yönetiyorum ve tartışmalı bir penaltı veriyorum sonuç olarak maçı Galatasaray kazanıyor, gollerden bir tanesi penaltıdan ve penaltı tartışmalı, benim kayınpederim ve karım Fenerbahçeli çok ciddi Fenerbahçeli, eve geliyorum akşam olmuş yorgunum 90 dakika maç yönetmişim, yemeğe beni beklemişler, yeni evliyim daha yüz göz olmamışız hiçbir zaman olmadık zaten aramızda saygı ve sevgiye dayalı mesafeli bir ilişki var, çorba içiyoruz aylardan mart.

Nasılda hatırlıyorsunuz.

Hissediyorum bir şeyler gelecek, bir şey olacakta, benim kayın pederim çok uyanıktır, beni kırmadan, fakat ben biliyorum ki bu hakemlik sürecek ilk operasyonda, ben daima operasyonları sert yaparım ki bir daha arkası gelmesin gerek yok herkes üzülür sonra, bir laf geldi nasıl penaltıydı gibilerden, dedim bakın maçlarda verdiğim kararlardan Allah dışında kimseye hesap vermem bu böyle biline dedim çok sakin bir üslupla dengeleri koruyacak şekilde konuştum, o gün bugündür verdiğim kararlar tartışılmadı evde.

Peki yine 17-18 yıl önce Fenerbahçe ve Beşiktaş arasında bir maç var, o derbide tartışmalı bir gol var sonra yıllar geçtikten sonra anlaşıldı ki verdiğiniz karar doğruymuş o maça dair notlar almışım, ,o maçtan sonra İstanbul‘da dolaşırken kılık değiştirmek zorunda kalmışsınız.

Evet.

Onu bir anlatır mısınız çok ilginç.

Yıl 1991 yine Cumartesi öğleden sonra maçı yönetmişim son dakika falan bir gol vermişiz, ben vermedim yardımcı hakem verdi, yardımcı hakem bana ne derse ben onu vereceğim gol dedi bende gol verdim. Eve geldim o zaman cep telefonu falan yok, çağrı cihazıda yok sadece evdeki o sabit telefon var, polis kordonuyla eve getirdiler annem ne oldu falan dedi, babam zaten evde yok dayanamaz, baskı başladı evde telefonlar falan biliniyor, ben hemen cihangirde bir arkadaşımın mezbelelik diye tabir ettiğim yerin üç kat altında, içerde farelerin cirit atmasının çok yüksek olduğu bir evde kaldım 3 gün.

Orada saklandınız.

Evet orada saklandım. Aslında oraya saklanmamın nedeni şiddete maruz kalmak için falan değil, insanlar beni bulmasın diye spor bakanı dahil, gazeteciler falan beni arıyor sonra 15-20 İstanbul’da kılık değiştirerek dolaştım kafamda şapka gözümde güneş gözlüğe falan yanımdan anam babam geçse beni tanımayacak şekilde dolaştım 25 gün.

İnsan üzülüyor mu hani ne işim var ne kadar gereksiz.

Evet diyorsunuz ne işim var bu işlerde diyorsunuz, hep böyledir zaten evlilikte böyledir, yaptığınız sert mesleklerde böyledir. Çok üzüldüğünüz zaman ben bu işi neden yaptım dersiniz bu bir kaç gün sürer sonra tekrar dönersiniz iyi ki bu işi yapıyorum dersiniz.

Futbol bir virüs derken ve ölünce anca çıkar demenizde bundan sanırım.


Önce hakemliğinizi konuştuk,yatılı okulu konuştuk, sizi konuştuk tabi hayatınızda travmalar var dediniz,birincisi belki de yatılı okula gitmek 11 yaşında..

İkincisi 25 seneye yakın hakemlik yapmak.

Bir travma mıdır?

Tabi canım her kim ki 20-25 sene üst düzey hakemlik yapmış bir defa ruh sağlığı bozuktur,belli özellikleri çok gelişir belli özellikleri dumura uğrar.

Ne gelişir ne dumura uğrar?

Önce spontan dikkat gelişir,biliyorsunuz spontan dikkat paranoyaklarda fazladır,ciddi söylüyorum.

Çok alemsiniz.Evet evet biliyorum ben psikoloji mezunuyum.

Belli bir ruh hastalığı bölümünde spontan dikkat mesela gelir adamın biri gider o adamın yüzüğünde ki mavi taşın üzerindeki kırmızı noktayı gördün mü der?Böyle bakarsın hasta mısın sen diye?Nasıl dikkat ettin?

Siz de mi öylesiniz?

Spontan dikkat.Çaba sarf etmeden kendiliğinden oluşmuş dikkat bu bir defa hat safhaya geliyor,nasıl gözünü kaybeden insanın kulak duyusunun gelişmesi gibi eğer bir duyunuz kapalıysa bir duyunuz çok gelişiyor,25 sene her tarafı görmek her tarafı görmek için baktığınız anda spontan dikkatiniz özel hayatınızda çok gelişiyor bu bir.

Bir restorana giriyorsunuz kaç garson var kimler oturuyor ne oluyor ne bitiyor.


Hemen hemen alırsınız istemeden alırsınız,bu polislerde de çok gelişmiştir.

Doğru.

Yıllarca suçlu aramış adamlar.


Ama insanı çok rahatsız eden bir şey.


Beraberinde de onu anlatacağım.Ne diyordum spontane dikkatten sonra.

Spontane dikkat gelişir dediniz.

Arkasından insan sarraflığı.

İnsan sarrafı olursunuz.Adamın daha vücut dilinden vücut dili çok önemli bakışlarından konuşma üslubundan bu adamın az çok nasıl bir adam olduğunu konuyu nereye getirmek istediğini ve ne yapabileceğini hissedersiniz.

Yanıldığınız olur mu hiç?

%10’dur.Yanılırsınız ama %90 yanılmazsınız çünkü %90 çok önemli bir istatistiktir.

Tabi.

Hemen mesela burada kameraman arkadaşlar şu reklam arasında bir 5 dakika konuşayım ben sonra kameraman arkadaşla bir şeyler konuşayım budur.

Falcılık gibi bir şey.

Falcılık demeyim bu bir his,6. histe değil o 25 sene sağda 22 tane genç adamla müthiş idealler peşinde koşan,kimi şımarık,farklı şehirlerden,farklı kültür gruplarından,farklı karakter yapısından insanlarla 25 yıl mücadele etmişsiniz ve bu mücadeleyi fiziki yapmışsınız mesele bu gelişim.

Peki bunlar pozitifler.Negatifler?

Beraberinde korkunç bir adrenalin bağımlısı oluyorsun.Adrenalin bağımlısı tıpkı sigara bağımlısı gibi bir şeydir.Sigara bağımlılığı sigara içmediğiniz vakit nasıl sigara içmezseniz mutsuz olursanız adrenalin bağımlısı olan ben de bizlere de çok monoton çok rahatsız.Kendi hayatında sakin bir hayat bizi mutsuz eder.Halbuki insanların bir kısmı der ki yaşın geldi nerdeyse 50’ye.

Bir sakinleş değil mi?Bir dur ya.

Sakinleş git kuş besle,bahçeyi çapala,organik domates ek,yazın tatile git,çocuğunla çoluğunla şöyle rahat et.Yok rahat batar,rahat batmasının tıbbi açıklaması benim açımdan söylüyorum adrenalin bağımlılığı.Vücut sürekli adrenalin alıp,maça hazırlanırken adrenalin maça çıkarken top nokta bitiyor düşüyor elimine ediyor sonra tekrar düşünebiliyor musunuz 25 sene,nükleer serpintiye maruz kalan bir adamın yaşaması mümkün mü,olmaz kanser olur,25 sene adrenalin bağımlılığı olmuş adrenaline maruz kalmış bir adamın ruh halinin sağlam kalması mümkün değil.

Bir taraftansa o adrenalin içerisinde küfür yemek var hakaret var.

Hepsi adrenalin.Can korkusu,ölüm korkusu,seyahat korkusu,insanlardan koruma korkusu,spekülasyon korkusu.

İlk küfrünüzü yediğiniz zaman ne hissettiniz?Acemiydiniz tabi haliyle.

Bana göre aslında bu çok enteresan bir soru değil o kadar size 40bin kişi küfür ediyor neler hissediyorsunuz,normal vatandaş için bu soru çok ilginç olabilir.

Tabi.

Anlatabiliyor muyum?

Çünkü her zaman 40bin kişi küfür etmiyor.

O zaman duymuyorsunuz.

Duymuyorsunuz.

Sizin için 40bin kişi bir uğultu ve o küfrü küfür olarak değil bir reaksiyon olarak görüyorsunuz aslında daha kötü 80 bin kişi küfür edeceğine tek başına bir statta münferit oturan bir tane seyircinin daha çok batar.

Duyarsınız çünkü.

Duyarsınız ve sıra dışıdır.Sıra dışıdır onun için.

Adrenalin haliyle b,r taraftan negatifte var bir taraftan pozitifi de var,bir travma 25 yıl hakemlik yapmışsınız.

Kesin travma.

Peki üçüncü travma?

Öldürülme korkusu.Türkiye’de kaç adam var ki beş kurşun yemiş yaşamış.

Beş kurşun.

Beş sağlam kurşun.

Ben bir o anı anlatır mısınız,gerçi televizyonda anlattığınızı hatırlamıyorum ama gazete röportajlarınızdan birini okumuştum.

Soğuk bir kış sabahıydı.25 Şubat 2004.

Hemen bir parantez açacağım demin dediniz ya öldürülme korkusu hep bir vurulma korkusu var mı?Sonuçta bir saldırı korkusu hep yaşar mıydınız?Hayatınızda var mıydı?

O dönemde ben zaten sağlam bir darbeye maruz kalacağımı veya hafif bir vuracaklarını hissediyordum.Böylesini tahmin etmiyordum.Bu biraz fazla oldu.O sabah Mecidiyeköy’de saat 9’da otoparka arabayı park ettim,indim ilk kurşunu belime yedim anlamadım kurşun yediğimi sesten sonra işte birde sürati intikaliniz çok gelişir o sesi duyunca kurşunu yediğimi hissettim.

Gördünüz siz o anı?


Şöyle bir gördüm ama tasvir edemiyorum polise tam anlatamadım.İlk kurşunu belime yedim arabanın içine oturmak zorunda kaldım daha sonra dört tane daha yedim ikisi karnıma ikisi kasıklarıma olmak üzere,arabanın içerisinde yedim,silah şu mesafede yani şöyle yapsam silaha dokunabilsem o çıkan ateşi,o barut kokusunu ve o sesi duyuyorum.

Acı?

Acı yok.

Hiç bir şey hissetmiyor musunuz?


O an canım acımadı.

Çok ilginç sonrada acımadı bir yarım saat sürdü,buradan çıkıpta ameliyata gidene kadar geçen süre herhalde bir ayrım saat.

O zaman insan ne düşünüyor?Ne hissediyor?

Ne düşünüyor,iki şey.İnsanın hayvanlaştığını hissediyorsunuz.Orada diyorum ki ah şu tabanca bir tutukluk yapsa.

Bunu düşünüyorsunuz.

Şu adamın bileğini kapsam boğazına atlasam suratına yumruk atsam değil boğazına dişimle atlasam.Demek ki insan ölüm anında kendini bir hayvan gibi koruma iç güdüsüne kapılıyor.O genç bir çocuk bende güçlü kuvvetli vurdum mu demek değil,demek ki ölüm korkusu anında insan hayvanlaşıyor.

İlk başta bunu düşünüyorsunuz.

Korkuyla beraber.Zevkle.

Zevk?

Korkunç bir zevk.Çok ciddiyim.

Şaka ediyorsunuz.

Yaşamayan bilemez.

İnanamıyorum söylediğinize.David Carradine öldü di mi,biri diyor ki öldürüldü.


Ya da mastürbasyon yaparken ..

Mastürbasyondaki zevki söylemesi ayıptır ama bilimsel bir olay olduğu için benim bildiğim adli tıp derslerinde insan asılırken boynunda ilmik geçirirler ya öldürülen insanın boşaldığı söylenir.

Evet büyük bir zevk alacağında.

Bir sinire baskıdan dolayı falan.Şimdi tam tıbbı detayını bilmiyorum belki de yalandır.Belki de bu bir efsanedir bilmiyorum.Şimdi bu olay olunca bunu bağdaştırdım.Ölüm anında insanın benim ki öyle değil hani cinsi anlamda farklı bir zevk sanki rahatlama belki şu olabilir bu olaydan üç ay öncesine kadar başıma bir şey geleceğini biliyordum,hani imtihana gelen çocuk 3 ay çalışır iyi geçer kötü geçer de sonra bir rahatlar ya şu iş bitti diye.

Bekleme süresi gibi bir şey var,ne olacaksa olsun.

Şimdi mesela kızı kesip bavula koyup kaçak olarak bir çocuk var ya dünyanın en mutsuz insanı o yakalanma korkusu.

Olsun zaten.

Olsun beter olsunda onu korumak açısından asla ama şu var bir şeyi mesela bir kanun kaçağının yakalanma korkusu,vurulacağını hisseden bir adam için vurulma korkusu,vurulana kadar geçen süre.

Siz vurulacağınızı biliyordunuz yada bir şey olacağını.

En fazla ayağıma sıkarlar diye düşünüyordum.

Bir şekilde biliyordunuz.

Buna hazırdım kot pantolon falan giymiyordum.

Ne yaptınız ki,ne yaptınız?


Çok fazla çarklara çomak soktuk.

Demin bahsettiğiniz o endüstrinin çarklarından mı?

Aynen o endüstrinin çarklarına.


Eleştiri meleştiri değil asıl.

Eleştiri falan olsa sertlik falan olsa bugün bir çok vurulması gereken gazeteci var.O değil.Çarklara bir takım şeyler soktuk herhalde.

O zevk duygusu o anda.

Zevk duygusu yada rahatlama duygusu.

Sonrasında bir ölüm korkusu var herhalde?

Ölüm korkusu yok.Ben dedim bunu iki tane kızıma ve karıma bunu yaşatma hakkın var mıydı eşek dedim,kendi kendime.

Vurdu beş kurşun ve gitti.Adam gitti.

Bir gece öncede Hannibal’ın Floransa’da geçen filmini seyretmiştim.

Kuzuların Sessizliği 2 galiba.

Floransa’da geçer gece yarısı,Hannibal’i takip eden bir yan kesici vardır,Hannibal elindeki neşterle kasıktaki kasıkta ki atar damarı şöyle bir keser,adam 15,20 saniye sonra çeşmenin dibinde ölür,yan kesici.

Anthony Hopkins’in oynadığı.

Hopkins öldürür.Namı değer Leckter,doktor Leckter.Bunu seyretmişim bir gece önce ertesi sabah vurulmuşum,bir baktım kasığa kurşunu yemişim şimde hesap ediyorum damara vurmuşsa 15 saniyem var.

Nasıl çalışıyor beyin değil mi,inanılmaz.

Karnıma girmişse dalağa vurmuşsa yaşayabilirim ama karaciğerde sıkıntı olabilir. Miğde de olursa sıkıntı olabilir.İçeride ki bir aorta falan atar damara inen aorta vurmuşsa yine 15 saniyem bile yok.Arabaya koyuyorlar kendi kendine ölüp ölmeyeceğine karar veriyorum.Birazdan tansiyonum düşecek üşüme gelecek gözlerim kararacak bu şoka girmek belirtisidir demek ki iç kanama çok fazla bunun içinde 5 dk 10 dk var,bu 10 dk geçtim yaşayacağım ben galiba dedim.

O yaşayacağım denilen anda bir sevinç,bir mutluluk bir şey yok mu?

Hayır yok çünkü problem geliyor daha kötüsü.Yaşayacağımda nasıl yaşayacağım,bele girmiş kurşun.

Felç olma.

Felç olma var belden aşağısı tutmama var,başka türlü bir sürü sıkıntı var işin içerisinde,yatırdılar falan nerede dedim kurşun,ağbi belde dedi doktor arkadaşlar sürekli ayaklarımı oynatıyorum eğer felç gelişecekse bir müddet sonra ayaklarımı oynatamama durumu olabilir bu daha sonrada olabilir,yaşayacağızda.

Yine her şeyin sorumluluğunu almaya çalışıyorsunuz o halde bile.

Ne yapayım alçak herif ne yapayım.

Çok acayip bir bırakmıyorsunuz kendinizi.O ruh halinde bile bırakmak derken bile şeyden bahsediyorum bırakın yapan yapsın o halde bile her şeyi yönetmeye çalışmak.


Ona göre değil bildiğim konu ama bu.

Anlıyorum.

Ondan sonra ameliyata girdik ameliyattan sonra.

Bütün bu şeylerin içerisinde kim vurdu var mıydı?


Söyledim aynı gece polise 2 gece yoğun bakımda kaldım.

Oda geçiyor aklınızdan.

1 Gece yoğun bakımda kaldım,tabi tabi,ertesi gün eksik olmasın İstanbul polisi bana geldiler cinayet falan,asayiş,istihbarat hepsi ayrı ayrı geldi,3 tane isim vardı.

Bir tanesi elenmiş sanırım.

1 tanesi dolandırıcının birisiydi,Denizli cezaevinde yatıyor bildiğim kadarı ile.Onu sorguladı kala kala 2 isim kaldı ama o iki isimi ben burada söyleyemem karşıma hukuk çıkar,iki isim söyledim halada.Bir isim de şu anda bana göre içimde hafif hafif elendi,bir isim üzerinde yoğunlaşıyorum şu anda.Allah’a havale ettim.

O isimi gördüğünüz zamanda öpüşüyormuşsunuz onunla,merhaba nasılsın.

Asla,o isimi o dakikadan hiçbir zaman sonra canlı görmedim.Birebir böyle temas halinde.

Öyle bir röportajınız var.

Hayır.

Hatta çok şaşırmıştım nasıl olur diye.

Hayır.O gündür bu gündür adamı canlı görüp el sıkışmadım,görsem el sıkışır mıyım ben sıkışırım.Unuttum benim için bitti.İntikam iyi bir şey değil intikamın en büyük zararı insanın kendine.

Katılıyorum.


İntikam falan yok Allah’a şükür yaşıyorum.Eskisinden daha iyiyim.

Gayet iyi gözüküyorsunuz.Kaç kilo vermişsiniz.

30 kilo verdim.

Nasıl verdiniz ne kadar sürede verdiniz?Bunuda sormamak mümkün değil.


İş kötüye gidiyordu, yüz yirmi beş,yüz otuz olmuştum,bir alıp veriyordum,futboldan sonra çok kilo aldım,iştahlı ve oburum,pisboğazım.

Estağfurullah.

İçki içmem herkes beni zanneder.Nefret ederim.

Gece hayatınıda sevmiyorsunuz.


Hiç sevmem.Bar sevmem ora sevmem bura sevmem çünkü ilişkileri son derece yatay zevklerin düşey tatmini olarak görüyorum.%80 insan abuk subuk ilişkiler için oraya geliyor.Eğlenmeye giden insan %20’dir sevmediğim bir tarzdır,içkiyi sevmem.

Dolayısı ile yemek yiyorsunuz.

Herkes beni çok içiyor zannediyor.Alakası yok ben çok pis boğazlıyımdır,adam çok yemek yer o değil.

Abur cubur.


Evet,pis boğaz,iniyorsun çıkıyorsun lastik top gibi,eksik olmasın Prof.Mustafa Taşkın Cerrahpaşa’dan kelepçeyi taktırdık.

Kelepçe ile mi?


Evet,şimdi çıkarttım ama.

O çok zor bir ameliyat ama.

Alışığım benim için ameliyat şey gibidir.

30 kilo.

Almıyorumda.Bir ara alır gibi oldum bu 6 ay önce biraz dağıtmıştım şimdi tekrar toparladım.

Demin dediniz ya ölümden kurtulmak tamam hani birde gözümü açınca işte acaba felç mi olacağım ne olacağım öylede korkular var,bir de yine röportajda hatırlıyorum gözümü açtım Reha Muhtar’ı gördüm diyorsunuz.

O an bir an düşündüm cehenneme mi geldim acaba,ben cehenneme gelsem Reha Muhtar cennete gider,Reha Muhtar cennete gidecekse ben cehenneme giderim farklı dünyaların insanıyız,bir an onu gördüm yoğun bakımda gözümü açtım bir surat,Reha Muhtar’ın suratını hatırlayın.Esmer bir surat iki tane güzel göz sevimli fakat çirkin bir yüz kıvır kıvır saçlar.

Bir maske değil mi?

Maske o şey üzerinde ameliyat önlüğü var.Yoğun bakım olduğu için mikrop getirmesin.Fakat girmesi uç,vurulan bir adamın yoğun bakımına ancak polis eşliğinde doktor ziyaret edebilir.

Reha Muhtar girdi herhalde.

O girer girmediği delik mi kaldı?Bir şekilde girmiş iyi misin diyor,bu mesafede,diyorum ki niye karım değil bu,niye annem değil,çocuklar o zaman ufaktı,ne işi var Reha’nın diyorum,sen ne arıyorsun,sus diyor bana sus,iyi misin diyor,orada bile espri yaptım cehenneme mi geldim ya dedim zebani gibi karşımdasın sonra tekrar uykuya dalmışım.İlk gördüğüm adam Reha Muhtar’dır.

Peki sonrasında size bir değişim oldu mu?

Oldu.

Nasıl bir değişim oldu?

Allah’a çok şükür sağlıklısını ondan başka.

İki değişiklik odlu birincisi Allah’a inancım perçinlendi zaten ben daha da.Öldürmeyen Allah öldürmüyor lafı var ya,o alın yazısına inancım..

Alın yazısı ne kadar önemli.

İnancım çok arttığını düşünüyorum,Allah’ın ne kadar her şeyin üzerinde,bunu yaşayan insan bilir,insanların %95’i Allah’a inanır,%5’i ateisttir,%95’in %80’i vecibelerini yerine getirir,%15’i fırıldaktır falan.Bu olaydan sonra inancım perçinlendi.Farklı bunu konuşmaya gerek yok çünkü Zekeriya Hoca’yı falan getirmek lazım ikisi de konuşulacak konu değil,artı ikincisi şey başladı korku mevhumu ortadan kalktı.

Kalktı mı?Bana bir şey olmaz.

Öyle bir şey yok,bu iddialı ve ukalaca,küstahça bir söz olur,git 50 metreden aşağıya atla o zaman.

O kadar değil ama.

Korkunu ecele faydası yok.

Erman Toroğlu size,sizde kızmışsınız hatta o cümlesine,daha yumuşadı söylemi Ahmet Çakar’ın demiş vurulduktan sonra.

Nasıl yumuşadı?

Aslında yumuşamadı ama herkes öyle bir şey bekledi galiba.

Erman Toroğlu’nun bu lafı son derece oportunist bir laftır,yazıklar olsun Erman Toroğlu’na bu lafından dolayı,arkadaşımsan sen gerçekten söylemlerin yumuşadığımı hissetsen bile bunu söylemezsin.

Belki de gazete haberidir böyle bir şey yoktur.


Bu söylenmez,diyeceksin ki,ben söylüyorum ben vurulduktan sonra yumuşadı,aslında bir adam vurulduktan sonra yumuşamasıda son derece tabidir.

Aynen.

Bunu söyleyebiliriz,benim de çoluk çocuğum var.Daha beter oldumda demiyorum ama öldürmeyen Allah öldürmüyor ben bunuda pervasızca kullanmıyorum az önce verdiğim örneği 50 mt’den atla,o zaman 250 km hızla viraja gir bak bakalım ölüyor musun..

O kadarda değil.

Ama şuda var başıma bir şey gelir diye işleri yapmaktan geri adım atma Ahmet gibi bir doktrin geliştirdim zaten bu doktrin vardı bu doktrinde perçinleşti.

Demirörenle başladık devam edelim oradan üsluba döneceğim hakikaten kantarın topuzunu kaçırdı mı?

%100.Demirören bir konuda haklı zaman zaman hafta sonları sadece ben değil zaman zaman televizyonlarda spor programlarında Türk futboluna kısmen “zarar verici” konuşmalar yaptığımız gerçektir,biz bunu yapmıyoruz diyen spor basını yalan söyler.

Pişman olduğunuz bir konu var mı?

Oldu tabi

Örneğin.

Mesela dün akşam,Yıldırım kardeşim tanışığımda ben seni zamanında çok eleştirdim o gecelerden birilerinde bağlan kavga edelim lafım bu,dün gece ben düz mantık konuşurken kimseye yalancı malancı demedim,oda bana teessüfen,beni teessüf etme bana,onda daha yumuşak söyledi bende ona pat diye bir şey söyledim manası yok alındım o işten sende beni provoke etme çünkü sen hedefte değilsin ki,Beşiktaş’ın çok ciddi anlamda suçu yok ki,eksiklikler var sonuç olarak.

Sizde kendinizi tutamadınız anladığım kadarı ile.

Şunu yapmasın,şampiyon olmuş kulüp başkanı olarak ben bu Ahmet Çakar’a haddini bildiririm dediğin vakit 2 kat alırsın bedelini ne olursa olsun.

Böyle bir durumda mıydı?

Beşiktaş için çok büyük bir başarı,Mustafa Denizli ki kendisini hiç sevmem,tarihi başarı gösterdi.Düşünebiliyor musunuz,Beşiktaş takımı çıkıyor bu sene iki kupayıda alıyor.

Niye sevmiyorsunuz Denizli’yi?

O ayrı kişisel.

Kişisel mi.

Son derece başarılı bu sene.Beşiktaş’ın şampiyonluğunun aslan payı Mustafa Denizli’nin başarısıdır.

Demirören’in çıkıp size onu söylemesi.


Yapma çünkü ben zamanında bugüne kadar ileri geri çok konuştum gecenin birinde bağlansa dese ki,ben sana ağzının payını vermeye bağladım arkadaş dese hak vereceğim,dün gece öyle bir gece değildi,bir hafif tahrik oldum bende gereksiz şey yaptım kantarın topuzunu kaçırdım,bende sana teessüf ederim Yıldırım kardeşim derim ondan sonra nahoş olaylar oldu gerek yoktu.Dün akşam Yıldırım Demirören’in bağlanması doğru bir politika değil zeki bir politika değil.Bağlanacak o kadar çok şey gece yaşandı ki geçen aylarda.

Bu söylemlerde sahte Çakar,küçük Çakar gibi laflarda seviyeyi iyice düşürdü.

Olmaz manası yok bak ben söylediğim vakit bu işin beni vardır sen konuştuğun zaman sen Beşiktaş konuşuyorsun,Cumhurbaşkanısın.

Bir yerden sonra söylemi farklı,oda çok ağrı şeyler oluyor.

Şu var ya ben bir kulüp başkanı değilim,bugün Aziz Yıldırım,Yıldırım Demirören,Adan Polat bütün kulüp başkanları konuşurken,o kulübün başkanı o kulübü temsil ediyor.

Bir camia var arkasında.

Ne demek küçük Çakar?Küçük Çakar’ın ne anlama geldiğini biliyor musun Yıldırım,birbirimizi yemeyelim.Ben orada sana cevap versem büyük skandal olarak.Beşiktaş kulübüne olan saygımdan dolayı o lafa cevap vermedim.Lafın nereye gittiğini biliyor musun benim,benim gibi cevap vereni,benim gibi sivri dilli.

Giderde herhalde.

İstiyorsa açsın telefonu programdan sonra söyleyeyim o laftan sonra bir laf söylerdim. Gerek yok,Beşiktaş’a zararı olur.


Yok söylemeyin.

Ben söyledikten sonra banada zararı olur,Yıldırımın’da üzülmesini istemem.

Peki,herkesin bir kırmızı çizgisi vardır sizin ki ne?Nerede durusunuz,durmuyorsunuz ya.


Televizyonda asla kimsenin müstehcen espriler yapmasına izin vermem.Ben espri yaparım show adamıyımdır zaman zaman sertlik yaparım ama ben müstehcenliği cinselliği istismar edecek espriye ve konuşma tarzına girmediğim gibi kimseyide sokturtmam.Sporda bir siyasi partinin ,bir doktrinin, bir etnik kökenin lehind eve aleyhinde manipulatif konuşmalar yapmam izin vermem.

Siyasete girmiyorsunuz.

Siyasete,sporda siyaset iç içedir ama sporda belirlidir sınırı.

Bu iki kırmızı çizgi var.

Geçmişte hata ettiğim dediğiniz şeyler var mı?

Çok büyük insanlara nezaketsizlik,kabalık,terbiyesizlik yaptığım dönemler oldu.

Kime?

Bir Kıvanç Oktay.

Tanır mısınız Kıvanç Oktay?

Demirören’in kız kardeşinin eşi,ne deniyor ona?İyide bir çocuktur.Beşiktaş’ın yedi sekiz sene önceki bir olay bir maçta bunlara saldırı oldu bir yurt dışı maçında çocuğuda var,küçücük çocuk,onun çocuğu benim çocuğum,yaralandı falan çok tecrübesizim nezaketsizlik yaptım ne biçim babasın,çocuğuna..

Aile sonuçta.

Aile değil de çocuğuna sahip çık falan çok ayıptı.Özhan Canaydın’a çok ağır konuşmalar yaptım,sonrada çok üzüldüm.Sonra çok sevdim kendisini.

Babam yaşında adama bir dalmışım diye bir cümlenizi hatırlıyorum.

Çok büyük saygısızlık terbiyesizlik yapmışım beş sene önce oluyor,konuştuk sonra kendisinde özür diledim,yanlış ben yaptığımın her şeyin arkasında duruyorum diyen adam bir defa yalan söyler.

Siz de çabuk tahrik oluyorsunuz hani tabiri caizse gaza gelmek hikayesi.


Gaza gelmek demeyelim de ben bazen tahrik oluyorum açık konuşayım genelde kontrolü kaybetmiyorum ama tahrik oluyorum.Bazı insanların lafları ben daha çok tahrik ediyor.Örneğin Yıldırım’ın.Sen benden yaşça gençsin.

Başka kimin lafları.Bazı insanlar çıksa karşınıza tartışır mısınız,mesela Denizli?

Ben Denizli ile hiç karşı karşıya gelmedim.Beş altı yedi senedir eskiden gece gündüzümüz beraberdi.

Çok iyi bildiğiniz bir spor adamıda Süleyman Saba bildiğim kadarı ile.

Evet çok severim.Ve Özhan Canaydın.Türk futbolunda son otuz senedir iki adamı çok severim biri Süleyman Seba’dır,biri Özhan Canaydın’dır.

Peki,hiç selamlaşmadığınız kimse var mı?Spor dünyasından,hiçbir araya gelmem asla gelemeyeceğim diyeceğiniz insanlar var mı?

Yok.

Bu kadar programlara rağmen herkesle de bir araya geliyorsunuz görüşüyorsunuz.

Ben elimi uzatırım öpüşürüm ama adam beni geri çevirirse kendi bileceği iş,ben senin elini sıkmam derse de amenna,bir şey demem.

Değişik bir kişiliksiniz siz her taraftanda bir enerji veriyorsunuz bir şey oluyor başınıza bir şey geliyor en son mesela bu bikini tartışmasında bunada gülebiliyorsunuz.

Ne yapacağım?

Ben de çok güldüm ne yalan söyleyeyim.Bir Fener’li olarak.


Gecikmeli bir şey söyleyeyim size sırf bu topluma saygısızlık yapmayayım diye büyük bir serveti kaçırdım biliyor musunuz? O gece bikini olayında ilk defa açıklıyorum Show Tv’de 6 Pas diye bir programımız vardı,Gürcan Bilgiç orada,Serdar ,ben orada,Hakan Ünsal orada,makyaj odasında çay içiliyor,iki gün sonrada Fenerbahçe Sevilla ile oynayacak,biir diyor ki yorumculardan,Fenerbahçe Sevilla’yı elesin kendimi bilmem ne yaptırttırırım.Biri diyor ki Fenerbahçe Sevilla’yı elesin kendime Taksim’de benzin döküp yakacağım.Bende diyorum ki Fenerbahçe Sevilla’yı eleyemez mi?Bende bikini giyerek çıkarım,burada giyerim diyorum.Bir şekilde bizim işgüzar kardeşimiz Melih,içeride neler konuşuldu,onlar hepsi sustu önüne bakıyor bende espri yapmıştım içeride giyerim demiştim,bu patladı olay sonrasını biliyorsunuz.Aradan üç ay geçti dünyaca ünlü firma bana bana bir bikini mağazasında tezgahtar kız ile sadece bikini muhabbeti yap diye giyme falan değil sadece bunun xl var mı falan diye servet teklif ettiler reklam amaçlı.

Ee niye kabul etmediniz.

Olmaz o zaman derki bu Türkiye.

Türk firması mı?

Hayır isim vermeyeyim o zaman bu halk derki bana sen keten pereciymişsin bu işi tezgahladın, bu işi Türkiye’nin gündemine getirdin arkasındanda dünyanın servetini kazandın diye çok hatırı sayılır şimdi telaffuz edersem insanların dudakları uçuklar, çok hatırı sayılır bir teklifi teptim çünkü Allah biliyor son derece spontane yapılmış bir espri idi, fakat espri öyle bir zamanda öyle bir denk geldi ki Fenerbahçe’nin çeyrek final başarısının önüne geçti.

Birde size bikiniler yollamışlar dimi.

Evet bin tane iki bin tane.

Ne yaptınız onları.

Bilmiyorum sekretere kızlar falan hepsini kapıştı. Fox televizyonunda olsun, Show televizyonunda olsun.

Site açıldı size bikini giydirme var mı hala bilmiyorum.


Hala var. Ya bu espri ölene kadar espri deyin, gaf deyin ne derseniz deyin orada olacak

Peki kızlarınız falan bozulmadılar mı?


Çok bozuldular, iki kızımda baya bozuldular bana baya fırça attılar, eşim çok bozuldu haklı olarak.

Ne dediler bir tutamadın dilini falan mı diyorlar.

Hayır efendim olay sabah 7’de patladı zaten, sabah yedi buçuk gibi çocuklar okula giderken ben yatakta şöyle bir dönüyorum, televizyon açılmış Türkiye’nin en önemli kanallarından biri, kanalı dörde bölmüş Ankara Kızılay meydanı, İstanbul Bağdat caddesi, İzmir Alsancak meydanı, Samsun 19 meydanı gibi mesela binlerce insan toplanmış Ahmet hoca bikini giysene diye ya bu nasıl bir sevinme ya Fenerbahçe Sevilla’yı yenmiş tarihi bir başarı millet benimle uğraşıyor. Buradan 3 şey çıkar 1-benim yaptığım espri demek ki dünyaca ünlü bir espri veya gaf diyebiliriz 2- ben bu kadar önemli bir adamda değilim 3- bu ülkede bir arıza var.

Bu ülkede bir arıza var sporda, futbolda özellikle bir arıza var sizde söylüyorsunuz.

Ama bu sadece futbol arızası var Türkiye’nin bütün köşe, RTÜK’e sordular ya, bunu yazan Türkiye’nin en önemli köşe yazarları bu konuyu yazdılar, Türkiye’nin en tutucu gazeteleri benim haşemalı falan manşetler attılar.

Biliyorum. Peki hiç söylemeseydim dediniz mi bu noktaya getirdiler mi sizi?

İlk dönemde evet, Allahım beni şimdi 1,5 seneye geri döndürse hiç bu olayı söylememiş olmayı ister miydin dese ben açık söyleyeyim isterim.

Bu yüzdende renklisiniz bunu söyleyeyim.


Kızlarım kıyarlar, kızdıkları zaman bana lafı geçiriyorlar, hele bir küçük var o benden beter.

Ne diyorlar mesela bikini ile ilgili yani.


Anlayamıyor şimdi espri nedir, medyada yapmış olduğunuz espriler zaman zaman nasıl speküle ediliyor bunları kıyaslayamadığı için, onlar düz mantık bakıyor erkek bikini giyer mi küçücük çocuk.

Sevgili Ahmet Çakar çok teşekkür ederim aktı geçti sizinle sohbet.

Ben teşekkür ediyorum